Visitors

http://www.geovisites.com/pt/directory/artes_artes-plasticas.php https://tr.wikipedia.org/wiki/Saadet_Demir_Yal%C3%A7%C4%B1n

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Bedri Koraman Yaşama Veda Etti...


22 Mayıs 2015 Cuma

Emek / Labor...


Soma / Yırca Zeytin Dikme Şenliği...


Soma / Yırca'da termik santral yapımı için gerçekleştirilen zeytin katliamı sürecinde neler yaşanmıştı?
Geçen yıl Ekim ayında Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararla, Manisa Soma'da binlerce metrekarelik alanda bulunan zeytinlik, Soma Kolin Termik Santrali'nin yapımı için acele kamulaştırıldı. Kamulaştırmanın ardından zeytin ağaçları sökülmeye, bozuk zeytinlik olduğu gerekçesiyle kazılmaya başlandı. Sonuç olarak 6.600 zeytin ağacı katledildi. Bu gelişmelerin ardından tüm Türkiye bu kıyıma tepkisiz kalmadı. 20 Nisan 2015 tarihinde ise Yırca'yla ilgili iki gelişme yaşandı. Danıştay İdari Davalar Genel Kurulu Danıştay 6. Dairenin Yırca Kararını onayladı. Yırca köylülerinin mücadelesi ve "Zeytini Seviyorum" diyen binlerce insanın tepkisi sayesinde zeytin tasarısının Meclis'te yasalaşmasının önüne geçildi ve TBMM bu tasarıyı gündemine almadan kapandı. Bu gelişmeler üzerine Kolin Şirketler Grubu da termik santrali başka bir yere yapacaklarını açıkladı. Şirketin açıklamasında, "Kolin Grubu’nun Soma’da kurmayı planladığı termik santralın yeri ile ilgili alternatif saha tespiti çalışmaları tamamlanmıştır. Buna göre Soma Kolin Termik Santrali’nin yeni proje alanı olarak Türkpiyale ve Kayrakaltı Köyleri civarında yer alan bir alan belirlenmiştir. Santralin inşası ve işletmesiyle ilgili yer değişikliğinin tescili için resmi makamlara yapılması gerekli başvuru süreci başlatılmıştır.Yeni proje alanı üzerinde dikili zeytin ağacı bulunmamakta ve 3 km. mesafede herhangi bir zeytinli saha da yer almamaktadır" denildi.
Termik santral yapımından sözde vazgeçilmiş ya da ertelenmiş gibi görünülse de bir hukuk mücadelesi kazanan Yırca'da 23 - 24 Mayıs 2015 tarihleri arasında, Yırca köylüleri ve Greenpeace ortaklığı ile zeytin fidanı dikme şenliği düzenleniyor. Yırca köyü, konuya duyarlı herkesi bu şenliğe davet ediyor...

18 Mayıs 2015 Pazartesi

19 Mayıs Kutlu Olsun...


Bir Bardak Çayın Kaç Yıl Hatırı Var?

İnsanca yaşam hakları elinden alınmışlar için bir bardak sıcak ve demli çayı ağız tadıyla içebilmenin anlamı da çok büyük oluyor günümüzde... Geçen akşam tesadüfen yerel bir tv kanalının belgesel programında rastladım. Mahallenin fakir evlerinden birinde bir kadın yokluk içinde yaşam savaşı veriyordu. Konu komşunun yardımıyla ayakta durmaya çalıştığını, iki çocuğunu doyuramadığını anlatıyordu muhabire. "En büyük sıkıntın ne, neler söylemek istersin?" diye soran muhabire o can yakan cevabı verdi kadın: "Bazen, gel bir bardak çay ısmarlayayım ama sen de ne istediğimi biliyorsun diyenler yüzünden, hiç suçum olmadığı halde çocuklarımın yüzüne bakmaya utanıyorum, her çay içtiğimde o sözler aklıma geliyor ve çay boğazımdan geçmiyor..."

Türkan Saylan'ın Ardından...

Türkan Saylan (13 Aralık 1935 - 18 Mayıs 2009), Türk tıp doktoru, akademisyen, yazar, eğitimci ve eski ÇYDD genel başkanı.
Türkan Saylan hakkında harika bir yazı kaleme alan yazar Anıl Talat Eryontuk'tan: "Tüm yaşamı boyunca hep farklı biri oldu Türkan Saylan. Bedeninden çevresine öyle garip bir enerji yayıyordu ki belki de yüz binlerce insanın hayatını değiştirmesinde bu enerjinin etkisi vardı. Kendi deyimiyle; ‘aslında o bir şey yapmıyor, yalnızca insanları yapabileceklerine inandırıyordu.’
Bu yazımı 18 Mayıs 2009 günü yaşamını kaybeden Türkan Saylan için kaleme aldım. O öyle bir insan ki ülkemizde eğitim gören kız öğrenci sayısının 36 binden 100 bine çıkarılmasına, Türkiye’deki her köye bir okul yapılmasına ve her kasabada kız öğrenci yurdu yapılmasını amaçlayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı’ydı. Bu yazıyı, burslarıyla 70 bini aşkın öğrenciye gelecek kazandıran, hayatı boyunca karanlık ve cehaletle savaşan Prof. Dr. Türkan Saylan’ı unutmayalım, unutturmayalım istediğim için kaleme aldım.
Hayatı bir an önce tanıma isteği sebebiyle köy hekimi olmayı isteyen, öğrencilik yıllarında cüzzamla savaşmaya başlayan, ihtisasını kimsenin tercih etmediği deri ve zührevi hastalıklar üzerine yapan, cüzzam ile mücadelenin ardından binlerce kişinin hayatına dokunan, özellikle kırsal alanda yaşayan kız çocuklarının eğitimi için durmadan çalışan büyük hocaya borcumu; yetiştirdiği kardelenler adına, verdiği savaşın meyveleri olan biz genç nesiller adına onu anlatmaya çalışarak ödemek istedim.
Günümüzde yaktığı bu eğitim ışığını söndürmeye çalışanlara inat daha fazla mücadele edelim, yaptıklarını onu tanımayan nesillere anlatalım istedim.
O kadar şey yazmak istedim ki onun için…1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başlayarak, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurdu. 1986’da kendisine Hindistan’da “Uluslararası Gandhi Ödülü” verildi, 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü’nün lepra konusunda danışmanlığını yaptı, Uluslararası Lepra Birliği’nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcılığı, Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi’nin ve Uluslararası Lepra Derneği üyeliği ve yüzlerce sağlık hizmetinde emek verdi. Türkan Saylan’ın, ülkemizin her köşesindeki kız çocuklarının okumasına ve eğitimde fırsat eşitliği yaratılmasına ömrünü verdiğini, çok sevdiği ülkesine kazandırdığı okullarda, yurtlarda, eğitimlerine destek olduğu binlerce gencin ve yol arkadaşlarının yüreğinde hayalleri ve projeleri ile birlikte yaşamaya devam ettiğini hatırlatmak istedim sadece.
Diğer yandan kurmuş olduğu ÇYDD’de Büyük Önder Atatürk’ün izinde ve onu unutmayı, unutturmayı savunan, sadece geçmişinden değil aslında gelecekten de korkan yobazlara inat; unutmadığımız geçmişimizin aslında geleceğimizin teminatı olduğu fikrini savunur ve yaşatır.
Bu sebeple bir kez daha kardelenleri ışığa kavuşturan, umutları yeşerten, umudu mucizeye çeviren, yüreklerde sevinç uyandıran, mucizenin, özverinin adı Türkan Saylan’ı rahmetle anıyor, onun yeşerttiği eğitim filizlerini hiç soldurmayacağımıza söz veriyorum..."
Anıl Talat Eryontuk

17 Mayıs 2015 Pazar

Metal işçileri grevde...

Sefer Selvi (Evrensel); Bursa'da, ücretlerinin artırılmasını isteyen OYAK Renault ve Türk Otomobil Fabrikası AŞ işçilerinin iş bırakma eylemi için çizdi...

15 Mayıs 2015 Cuma

"ALİ İSMAİL / Emri Kim Verdi?"

Gezi direnişinin 2. yıldönümüne doğru...
Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz, Şirin Payzın'ın programında, kaleme aldığı "ALİ İSMAİL / Emri Kim Verdi?" kitabında anlattığı Ali İsmail Korkmaz cinayeti ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.
Gezi olayları sırasında Eskişehir'de polisler tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'la ilgili önemli haberlere imza atan Saymaz, yeni kitabında Korkmaz'ın ölümüne neden olan olaylar zincirini ve bu cinayeti örtmek için yapılanları anlatıyor.
Saymaz, Twitter hesabından "ALİ İSMAİL / Emri Kim Verdi?" kitabını yazarken katkılarını esirgemeyen Korkmaz ailesine, Ali İsmail dava komitesine teşekkür ederken, kitabın gelirinin yarısının Ali İsmail Korkmaz Vakfı'na bağışlandığını duyurdu.
8 Mayıs'ta raflardaki yerini alan kitabın tanıtım metni:
"Ali İsmail Korkmaz, dört polis ve dört sivilin tesadüfi saldırısının değil, Eskişehir'de 31 Mayıs 2013'de başlayıp 3 Haziran'da son bulan örgütlü bir şiddetin kurbanı oldu. Sanıkların savunmalarından muhafazakâr ve milliyetçi oldukları görülüyordu. Ama daha önemlisi, dönemin başbakanından ilham almış, onun koruması ve teşviki altında çalışmışlardı. Bu nedenle, sanık polis Mevlüt Saldoğan, mahkemede "Gezi darbe ise, ben darbeyi bastırdım" demek cüretini gösteriyordu. Ali İsmail'e tuzak kuran siviller ise Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yüzde elliyi evde zor tutuyoruz" dediği kitlenin parçasıydılar. Türkiye'nin en başarılı gazetecilerinden biri olan İsmail Saymaz bu kitabında, tek "suçu" polis şiddetinden kaçmak olan Ali İsmail'in ölümüne neden olan olaylar zincirini ve bu cinayeti örtmek için oluşturulan örgütlenmeyi bir detektif titizliğiyle, en ince detayına kadar inceliyor. "Emri kim verdi?" sorusunun yanıtını "düşman ceza hukuku"nu yürürlüğe koyan güç ve zihniyette aramamız gerektiğini gösteriyor."

12 Mayıs 2015 Salı

Soma'da Baharın Rengi Siyah...

13 Mayıs 2014'de Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında çıkan yangında tam 301 madenci yaşamını yitirdi ve ülke tarihine kara bir leke olarak kazındı. İhmaller zincirinden kaynaklanan bu facianın ardından ilçede yaşam bir daha eskisi gibi olmadı. Sorumluların yargılandığı davanın duruşmaları ise devam ediyor...

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Anneler Günün Kutlu Olsun Ayşe Ana...

28 Ekim 2014 tarihinde Ermenek'te kömür madenini su basması sonucu meydana gelen faciada yaşamını kaybeden 18 madenciden birisi olan Tezcan Gökçe'nin annesi Ayşe Gökçe'nin olayın ardından söylediği "Oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" diye sorması uzun süre hafızalardan çıkmadı. Ayşe Ana'nın evlat acısı hâlâ taze ve çok büyük...Ve Ayşe Ana, oğlu yaşasaydı, her gününün "Anneler Günü" olacağını söylerken bir kez daha yürekleri dağladı. Soma'da, Ermenek'te, Zonguldak'ta, Kozlu'da ve daha adını sayamadığımız maden facialarında evlatlarını kaybetmiş, evlat acısıyla yaşamaya mahkum tüm annelerimizin "Anneler Günü" kutlu olsun...

Happy Mother's Day... Anneler Günü Kutlu Olsun...

6 yıldır annemin olmadığı bu dünyada "Anneler Günü" kutlamalarına şahitlik ediyorum ister istemez. Anneleri hatırlamak açısından güzel belki de... Bir köşede unutulmuş annelerimizi, yaşlı ya da hasta olduğu için yaşamda bir yük gördüğümüz annelerimizi bir gün de olsa hatırlamamız umuduyla...

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Sergisi 9 Mayıs'ta Açılıyor

Bu yıl 18.si düzenlenen Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kapsamında Uçan Süpürge ve Obur Mizah Karikatür Dergisi ortaklığı ile düzenlenen sergi 9 Mayıs 2015 Cumartesi günü Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılışını gerçekleştirecek. Yapılan duyurular sonucundan 35 ülkeden 400 karikatürle katılımın gerçekleştiği sergide seçilen 100 özel seçki karikatür sergilenecek. Ayrıca sergi için özel oluşturulan 16 sayfalık mizah dergisi de sergi süresince ücretsiz dağıtılacaktır. Sergi 9-18 Mayıs tarihleri arasında Festival izleyicileri ve sanat severlerin ziyaretine açık olacak.

Sergi Tarihi / Date: 9-18 Mayıs / May 2015
Kokteyl / Cocktail: 9 Mayıs
Saat / Time: 19:30
Yer / Venue: Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi Kennedy Cad. No:4 Kavaklıdere / Ankara
Sergide Karikatürleri Sergilenecek Olan Karikatüristler:
Cartoon Artists Who Will Be Featured In The Exhibiton:
ALEXANDER GALAGANOV, ANATOLIY STANKULOV, AYTEN KOSE, AZEM YILMAZ, BEHROOZ FIROOZI, BERNARD BOUTON, BIROL CUN, BOBOC MIHAI GABRIEL, CARLOS AMORIM, CEM KOC, CEMALETTIN GUZELOGLU, CIVAL EINSTEIN, COSKUN GOLE, DENIZ ILHAN, DILIANA NIKOLOVA, DINA ABDELGAWAD SHOSHA, DORU AXINTE, DUYGU SARACOGLU, ELENA OSPINA, EMRE YILMAZ, ERAY OZBEK, ERDOGAN KARAYEL, ÉRICO DE OLIVEIRA JUNQUEIRA AYRES, ESMAEIL BABAEI, GORAN CELICANIN, GRIGORIS GEORGIOU, HALİT KURTULMUS AYTOSLU, HATICE FERHAT, HAYATI BOYACIOGLU, HICABI DEMIRCI, HULYA ERSAHIN, HUSEYIN ALPARSLAN, HUSEYIN SOYLU, IGOR PASHCHENKO, IRENEUSZ PARZYSZEK, J.BOSCO JACÓ DE AZEVEDO, JACEK KAWA, JALAL PIRMARZABAD, KHALIL ZITOUNI, KONSTANTIN KAZANCHEV, LOUIS POL, LUC DESCHEEMAEKER, LUC VERNIMMEN, MAHDIEH SABBAGHKAR, MAKHMUDJON ESHONKULOV, MANSOURE DEHGHANI, MARILENA NARDI, MEHMET ARSLAN, MENEKSE CAM, MICHAEL MAYEVSKY, MIROSLAV JAKOVLJEV, MURAT YILMAZ, MUSTAFA BORA, MUSTAFA CAKIRCALI, MUSTAFA YILDIZ, NEVZAT VARHAN, OLEG GUTSOL, OLEG LOKTYEV, OLEKSY KUSTOVSKY, OMAR ZEVALLOS VELARDE, PHILIPPE CRUYT, RAIMUNDO WALDEZ C. DUARTE, RECEP BAYRAMOGLU, ROBERTO CASTILLO RODRIGUEZ, SAADET DEMİR YALCIN, SABINE VOIGT, ERGEY SOKOLOV, SOHRAB KHEIRI, SONAY YILMAZ, TUGCE ERDOGAN, VALENTIN GEORGIEV, VALERI TARASENKO, VALERIY CHMYRIOV, VALERY MOMOT, VASILYEVA LILIYA, WESAM KHALIL, YALDA HASHEMINEZHAD, YASER DELFAN, YU LIANG, ZEYNEP GARGİ

Peace, from 2009...


5 Mayıs 2015 Salı

Darağacında Üç Fidan...

Gülünün Solduğu Akşam...
"O sahneyi çok iyi somutladım. İdam günü gelip çatınca, o sevdiğim, alıştığım giysilerimi giyeceğim: Postallarımı, parkamı.
Beyaz ölüm gömleği giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim, kesin. Direneceğim ve giymeyeceğim.
Öyle her zamanki eyleme gidiş tavrımla gideceğim.
Yok, tıraş falan da olmayacağım.
Gidip, oturup, önce bir sigara yakacağım orada.
Sonra demli, sıcak, güzel bir çay içeceğim.
*Ha bak, Rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. Bak, bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler. Bunu isteyeceğim.*
Avukatlarımın idamda bulunma hakları var. Onların orada olmalarını isteyeceğim, kesin isteyeceğim, gelmeleri gerek. Çünkü bizden sonrakilere umut verecek bu sahne. Asılışımız güme gitmemeli. İpe nasıl gittiğimizi, gelecek kuşaklara anlatacak doğru dürüst, güvenilir görgü tanıkları bulunmalı orada.
Bir de kendim çıkıp urganı kendim geçireceğim boynuma. Bunu çok istiyorum. Cellat falan sokmayacağım yanıma, iğrenç bir şey.
Ve dönüp oradaki heriflere diyeceğim ki "Burada ölen yalnız benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti. Ama düşüncemi asla öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek, yaşayacak" diyeceğim!.."


4 Mayıs 2015 Pazartesi

Nepal Depreminin Bilançosu Ağırlaşıyor...

Acıların milleti, dini, dili, ırkı ve sınırı yoktur...
#Nepal depreminin bilançosu her geçen gün ağırlaşıyor. Nepalli yetkililer tarafından yapılan açıklamada, ölü sayısının 6 bini aştığı, yaralıların sayısının ise 14 bine yakın olduğu, bu sayıların giderek arttığı belirtildi...

29 Nisan 2015 Çarşamba

Carlos Latuff'tan 1 Mayıs...


Confidence?


Sezer Odabaşıoğlu Anılıyor...

31 Ocak 2015'de kaybettiğimiz değerli büyüğümüz Sezer Odabaşıoğlu bu akşam İzmir'de anılıyor. Çizgilerini karikatüre başladığım ilk yıllarda bildiğim Sezer usta ile ilk olarak, İzmir'de bulunduğum yıllarda, evimize çok yakın olan Bornova Sanat Sokağı'nda tanışmıştım. Orada sanatçıların bulunduğu ortama çok sık gelir, kitapları ve karikatürleri üzerine sohbetler ederdi. Sonrasında sosyal medya sayesinde çeşitli etkinliklerde de sık sık karşılaşır, sohbet ederdik. Oldukça naif, saygılı ve alçak gönüllüydü Sezer usta... Vefatını öğrendiğimde çok üzüldüm, karikatür adına yapacağı çok şeyler vardı. Tedavisinin ardından iyileşip tekrar aramıza dönecek derken sonsuzluğa gittiğini öğrenmek çok acıydı. Bu akşam İzmir'de Alsancak Kültür Merkezi'nde anılacak Sezer usta, sevenleri O'nu bu etkinlikte bir kez daha anacak, sanatını, kişiliğini ve eserlerini konuşacak... Işıklar içinde uyusun, kendisini özlüyoruz...

22 Nisan 2015 Çarşamba

Oktay Sinanoğlu...

Oktay Sinanoğlu (2 Ağustos 1934 - 19 Nisan 2015)
Türk kuantum kimyacısı, kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog.
Turkish quantum chemist, theoretical chemist and molecular biologist.

20 Nisan 2015 Pazartesi

1 Mayıs'a doğru, Sefer Selvi çizdi...


Tekin Aral'ı (1941 - 20 Nisan 1999) saygıyla anıyoruz...


Carlos Latuff'dan...


Zeytini Sevenler Kazandı!..

Greenpeace Akdeniz - Türkiye
Yırca köylülerinin mücadelesi ve "Zeytini Seviyorum" diyen binlerce insanın tepkisi sayesinde zeytin tasarısının Meclis'te yasalaşmasının önüne geçildi ve TBMM bu tasarıyı gündemine almadan kapandı.
(Darısı, nükleer santrallerin tehlikesini ülkeye duyurmak, halkı bilinçlendirmek için var gücüyle çalışanların başına)

Human Rights By Darko Drljevic / Montenegro


Güle Güle Oktay Sinanoğlu...

Türkiye'nin Einstein'ı olarak adlandırılan, 26 yaşında Yale Üniversitesi'nde profesör olmuş, iki kez nobel'e aday gösterilmiş, matemetik, moleküler biyoloji, fizik, astrofizik, nükleer fizik gibi alanlarda dünyada adından söz ettirmiş bilim adamı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti...

1 Mayıs'a Doğru / Approaching May 1...


18 Nisan 2015 Cumartesi

Gelecek Nesiller! Future Generations!

Nükleer santral reklamlarında çocukları kullanarak potansiyel tehlikenin üzerini örtmeye çalışan zihniyet, küçücük beyinlere nükleerin iyi bir şey olduğu bilincini de aşılıyor yavaş yavaş. Dünyada tek çocuk bayramını kutlayan ülke olarak, gelecek nesillere armağanımız bu olmamalı!..

Sefer Selvi, "intihar eden katırlar" için çizdi...


17 Nisan 2015 Cuma

Soma Davası'nın 4. Duruşmasının Ardından...

301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma maden faciasının Akhisar Adliyesi'nde bugün görülen 4. duruşmasında ifade veren tekniker Mehmet Ali Günay Çelik, yaralı arkadaşlarına yardım ederken ölen baş mühendis Mehmet Efe'yi suçladı. Suçlama gerekçesi ise, Mehmet Efe’ye bağlı olarak çalışan 13 maden mühendisi, 6 teknisyen ve 75 ustanın talimatlar doğrultusunda hareket etmeleri. Bu suçlamalar üzerine salonda bulunan madenci yakınları "Mehmet Efe ölmeseydi ne yapacaktınız?" diye tepkilerini dile getirdiler.

Mehmet Ali Günay Çelik, ifadesinde sık sık aksaklıklardan sorumlu olduğunu söylediği Mehmet Efe’ye, giden hiçbir sorunun geri dönmediğini, eksikliklerin yapıldığını da anlattı. Bu sırada arkada oturan işçi yakınları, "Mehmet Efe ölmeseydi ne yapacaktınız?" dedi. Hakiminin dinamit patlatma kayıt defterinin olmadığı sorması üzerine ise, yine işçi yakınları, "Mehmet Efe’dedir o defter" dedi. 

Sanıkların ifadelerinde sık sık suçladıkları olayda hayatını kaybeden baş mühendis Mehmet Efe'nin babası Resul Efe, duruşma çıkışında şunları söyledi:
“Üzerinde Akın bey var, Ramazan Doğru var, Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan var. Bunlardan aldığı emirle ve eline verilen imkanlar dahilinde görev yaptığını tahmin ediyorum. Kararlarının arkasında durduğuna inanıyorum. Ama şu an içeride bahsedilen suçların yüzde 90'ı Mehmet Efe'ye gidiyor. Ama ne kadar suçlu veya neyi, ne kadar, kim, nasıl emir aldı, yaptı bunu tespit etmeyi biz de istiyoruz. Babası olarak bu olayın sonuçlanmasını ben de istiyorum. Ama şu an baktığınızda şu an içeride bütün her şeyin suçu alt birimdeki kişide. Sanki bir kişi idare ediyor. Sanki tek kişi çalışıyor içeride. Her şey onun üzerinde düğümleniyor. Akın bey 'normal' diyor, 'herşeyi biliyorum çok tecrübem var' diyor. Çok böbürleniyor, koltuk düşkünü olduğunu çok iyi biliyorum. Ocak müdürü olduktan sonra ocağa inmeyen birisi. Nasıl oluyor da işletme bu şekilde çalışıyor? Her şeyden haberi var. Akın bey bu ocağın azraili. Ondan sonra Adalı bu ocağın azraili. Adalı'yı gördüğü zaman işçiler şakır şakır titriyor, ben bunu kendi oğlumdan da duydum. Üzerlerine baskı yapıldığını, üretim zorlamasının olduğunu, Ciner grubunun burayı nasıl bıraktığını raporlar tenzi ediyor. Ama sanki Soma Kömürleri AŞ'nin elinde sihirli bir değnek var, herşeyi halledebilecek, güvenliği sağlayabilecek bir konumda. Herşeyi Mehmet Efe biliyor. Ocağı o yönetmiş, başka hiç kimse yetkili değil. Kendisini savunamadığı için ölünün üzerine bas geç. Çakalların dansını izliyoruz. Çakalların ortasında bir kuzu, herkes kuzuya nasıl pay edeceğini hesaplıyor." 
Davanın 5. duruşması 20 Nisan Pazartesi günü yapılacak.

Köy Enstitüleri 75 yaşında!

Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği gözönüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Çalıkuşu romanındaki karakter gibi gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun % 80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Köy_Enstitüleri

1 Mayıs, "Emek" Karikatürleri İle Karşılanacak...

Homur Mizah Grubu ve İzmir Karikatürcüler Platformu (İZKAR), Neşe ve Karikatür Müzesi’nde “Emek” karikatürleri sergisi açıyor. 42 çizerin 42 karikatüründen oluşan sergi, Mayıs ayı sonuna kadar açık kalacak. İşçinin ve emekçinin dayanışma, birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı çizgileriyle karşılayacak olan karikatüristler, 30 Nisan 2015 akşamı verilecek kokteyl ile sergiyi açacak. Sergi açılışında Canol Kocagöz ve İzmirli çizerler hazır bulunacak. Sergide yer alan 42 çizer:
Aslı Alpar, Aşkın Ayrancıoğlu, Atila Atala, Atay Sözer, Ayten Köse, Aziz Yavuzdoğan,Barış Baklan, Bayram Bağcı, Canol Kocagöz, Cemalettin Güzeloğlu, Coşkun Göle, Deniz Dokgöz, Ekrem Kılıç, Engin Boğaz, Ercan Baysal, İlker Nazcan, İsmail Doğan, Levent Dağaşan, Lütfü Çakın, Mehmet Saim Bilge, Mehmet Tevlim, Mehmet Zeber, Menekşe Çam, Murat Asın, Murteza Albayrak, Mustafa Bora, Mustafa Yıldız, Niyazi Yoltaş, Ömer Çam, Özge Ulu, Özhan Mercan, Raşit Yakalı, Saadet Demir Yalçın, Sadık Pala, Serkan Demir, Seyit Saatçi, Suha Bulut, Taner Özek, Tayfun Akgül,Turan İyigün, Vahit Akça, Yaşar Babalık.

16 Nisan 2015 Perşembe

Nuclear Birds!


Nükleere Hayır! No Nuclear!.. 2

Gelecek nesillere radyoaktif tehlikeyi miras bırakmayalım.
Nükleer kazaların çevre ve insan sağlığı üzerinde meydana gelen etkilerinde iki önemli tehlike söz konusu. Birincisi; radyoaktif maddelerin, kazanın meydana geldiği nükleer merkez bölgesinde etkisini göstermesidir. Bu durum diğer kaynaklara oranla daha tehlikeli bir etki göstermektedir. İkincisi; gaz ve parçacık seklinde radyoaktif maddelerin nükleer merkez bölgesi dışına taşarak çok geniş bir alana dağılması durumudur. Bu durumda geniş alanlara yayılabilen radyoaktif maddelerin etkilerinin yıllarca sürmesi önemli bir tehlike arz etmektedir. Çünkü, kazada açığa çıkan yüksek düzeyli radyoaktif maddeler çeşitli yollarla geniş alanlara dağılarak yerleşim yerlerini, havayı, suyu ve toprağı radyoaktif maddelerle kirletir. Ekili arazi üzerinde oluşan atmosferik depolanma toprak yüzeyini, bitki köklerini, bitkilerin toprak üstü kısımlarını olumsuz yönde etkiler. Diğer taraftan yer altı ve yüzeysel sular radyoaktif maddelerle kirlenmekte ve doğanın ekolojik dengesi bozulmaktadır. Böylece çevrenin radyoaktif maddelerle kirlenmesinin temeli atılıyor. Bu kirlenmenin etkilerinin uzun sürebilen bir tehlike durumu yaratması da yadsınamaz bir gerçek. Çernobil kazasından 15 yıl sonra yapılan araştırmalarda çocuklarda tiroid kanserlerinin arttığı saptanmıştır. Kazanın olduğu yerin 150 km çapındaki çevresini kapsayan alanda kazadan önce ve sonra doğanlarda yapılan araştırma sonuçlarına göre 1986 Çernobil kazasından sonra doğan 12.129 çocukta 31 tiroid kanseri saptanmıştır. Radyasyondan kaynaklanan bazı kanser türlerinin öldürücü etkileri 20-30 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

15 Nisan 2015 Çarşamba

Nükleere Hayır! No Nuclear!..

Akkuyu Uranyum Santrali hakkında bilinmeyen 25 gerçek.
(Nükleer destekçileri bile kabul edecektir)
* Mersin Akkuyu, bir fay hattı üzerinde bulunuyor.
* Santrali yapan şirket Çernobil’in sorumlu şirketi: Rosatom.
* ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu sahte imzayla sunuldu, kısa sürede okunmadan kabul edildi.
* Santralin Rus payı %51’nin altına düşmeyecek. Türkiye'nin santrali değil yani.
* Dünyada en ucuz teklifi veren alır + Yap İşlet Sahiplen modeliyle kurulan tek santral. İşletim sırasında maliyetten kısılacak.
* Dünyada daha önce denenmemiş bir reaktör modeli kullanılıyor.
* Türkiye’nin Rusları denetleyebilecek ya da kalite kriteri koşabilecek kapasitede elemanı yok. Ancak "en güvenlisi olacak" gibi açıklamalar duyuluyor.
* Ruslara 12.5 cent’ten 15 yıl (yani 70-80 milyar dolar) alım garantisi verildi. Dolar her geçen gün artıyor.
* Yakıtta Rusya’ya bağımlı olacak, bizim az olan uranyumumuz kullanılamayacak. Doğalgaz bağımlılığı yerine uranyum bağımlılığı artacak.
* Atıkları bertaraf etmeyi dünyada hiçbir ülke başaramadı.
* Atıklar 100.000'lerce yıl boyunca deprem bölgesi olan Akkuyu su depolarında hasar görmeden korunmak zorunda. Rusya atıkları ülkesine almıyor.
* Olası bir kaza durumunda 500.000.000.000 (500 milyar)$’lık hasarın sadece binde birinden Rusya sorumlu. Tüm masraflar Türkiye’den çıkacak.
* Uranyum yakıt çubuklarının sürekli olarak su ile soğutulması gerekiyor. Soğutma elektrik kesintisi gibi bir sebeple duracak olursa kısa sürede Fukuşima ve Çernobil gibi kazalar meydana geliyor.
* Türkiye tüm ülkeyi kapsayan elektrik kesintisinin sebebini bir hafta boyunca bulamamış bir ülke.
* Türkiye, santrali olmadığı halde 3. seviyeden nükleer kaza yaşayan tek ülke.
* Türkiye, topraklarında (Aliağa) sessiz sedasız radyoaktif gemi sökülüp hurdaları atılan bir ülke.
* Türkiye, topraklarında uranyum işlenip normalin 400 katı radyasyon saçacak halde açık bırakılıp gidilen bir ülke.
* Santralin hidrolik sistem ihalesini “Milletin a… koyacağız” diyen adamın şirketi kazandı.
* Soma facia madenlerine sahip olan şirket bu projenin altyapısında yer alıyor.
* Santral kazasız çalışırken dahi çevreye radyoaktif toz saçacağı için Mersin’de yetişen Çilek, muz gibi gıdalara “radyoaktif atık içerir” etiketi getirilecek.
* Anlaşma teknoloji transferi öngörmüyor, yani Ruslar bize bu teknolojiyi de öğretmeyecek. Silah yaparız diye ümitlenmeyin.
* Türkiye'nin elektrik fazlası olduğu gibi %15 kayıp-kaçak oranı var. Akkuyu ise %2'lik bir katkı sağlayacak.
* Akkuyu bir ihtiyaç değil, siyasi bir tercih. Sadece altyapı şirketlerine gelir kapısı + Rusya'nın desteğini alma amacıyla yapılıyor.
* Zira Avrupa ülkeleri tüm nükleer santrallerini aşamalı olarak kapatma ve yenilenebilir enerjiye geçme kararı aldı.

İdarecimiz kim olursa olsun (siyasetten bağımsız düşünün), bu koşullarda yapılmasına razı mısınız?
-Alıntıdır-