Visitors

http://www.geovisites.com/pt/directory/artes_artes-plasticas.php

30 Nisan 2015 Perşembe

1 May Labor Day...


1 Mayıs İşçinin Emekçinin Bayramı / May 1 Labor Day...


29 Nisan 2015 Çarşamba

Carlos Latuff'tan 1 Mayıs...


Confidence?


Sezer Odabaşıoğlu Anılıyor...

31 Ocak 2015'de kaybettiğimiz değerli büyüğümüz Sezer Odabaşıoğlu bu akşam İzmir'de anılıyor. Çizgilerini karikatüre başladığım ilk yıllarda bildiğim Sezer usta ile ilk olarak, İzmir'de bulunduğum yıllarda, evimize çok yakın olan Bornova Sanat Sokağı'nda tanışmıştım. Orada sanatçıların bulunduğu ortama çok sık gelir, kitapları ve karikatürleri üzerine sohbetler ederdi. Sonrasında sosyal medya sayesinde çeşitli etkinliklerde de sık sık karşılaşır, sohbet ederdik. Oldukça naif, saygılı ve alçak gönüllüydü Sezer usta... Vefatını öğrendiğimde çok üzüldüm, karikatür adına yapacağı çok şeyler vardı. Tedavisinin ardından iyileşip tekrar aramıza dönecek derken sonsuzluğa gittiğini öğrenmek çok acıydı. Bu akşam İzmir'de Alsancak Kültür Merkezi'nde anılacak Sezer usta, sevenleri O'nu bu etkinlikte bir kez daha anacak, sanatını, kişiliğini ve eserlerini konuşacak... Işıklar içinde uyusun, kendisini özlüyoruz...

22 Nisan 2015 Çarşamba

Oktay Sinanoğlu...

Oktay Sinanoğlu (2 Ağustos 1934 - 19 Nisan 2015)
Türk kuantum kimyacısı, kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog.
Turkish quantum chemist, theoretical chemist and molecular biologist.

20 Nisan 2015 Pazartesi

1 Mayıs'a doğru, Sefer Selvi çizdi...


Tekin Aral'ı (1941 - 20 Nisan 1999) saygıyla anıyoruz...


Carlos Latuff'dan...


Zeytini Sevenler Kazandı!..

Greenpeace Akdeniz - Türkiye
Yırca köylülerinin mücadelesi ve "Zeytini Seviyorum" diyen binlerce insanın tepkisi sayesinde zeytin tasarısının Meclis'te yasalaşmasının önüne geçildi ve TBMM bu tasarıyı gündemine almadan kapandı.
(Darısı, nükleer santrallerin tehlikesini ülkeye duyurmak, halkı bilinçlendirmek için var gücüyle çalışanların başına)

Human Rights By Darko Drljevic / Montenegro


Güle Güle Oktay Sinanoğlu...

Türkiye'nin Einstein'ı olarak adlandırılan, 26 yaşında Yale Üniversitesi'nde profesör olmuş, iki kez nobel'e aday gösterilmiş, matemetik, moleküler biyoloji, fizik, astrofizik, nükleer fizik gibi alanlarda dünyada adından söz ettirmiş bilim adamı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti...

1 Mayıs'a Doğru / Approaching May 1...


18 Nisan 2015 Cumartesi

Gelecek Nesiller! Future Generations!

Nükleer santral reklamlarında çocukları kullanarak potansiyel tehlikenin üzerini örtmeye çalışan zihniyet, küçücük beyinlere nükleerin iyi bir şey olduğu bilincini de aşılıyor yavaş yavaş. Dünyada tek çocuk bayramını kutlayan ülke olarak, gelecek nesillere armağanımız bu olmamalı!..

Sefer Selvi, "intihar eden katırlar" için çizdi...


17 Nisan 2015 Cuma

Soma Davası'nın 4. Duruşmasının Ardından...

301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma maden faciasının Akhisar Adliyesi'nde bugün görülen 4. duruşmasında ifade veren tekniker Mehmet Ali Günay Çelik, yaralı arkadaşlarına yardım ederken ölen baş mühendis Mehmet Efe'yi suçladı. Suçlama gerekçesi ise, Mehmet Efe’ye bağlı olarak çalışan 13 maden mühendisi, 6 teknisyen ve 75 ustanın talimatlar doğrultusunda hareket etmeleri. Bu suçlamalar üzerine salonda bulunan madenci yakınları "Mehmet Efe ölmeseydi ne yapacaktınız?" diye tepkilerini dile getirdiler.

Mehmet Ali Günay Çelik, ifadesinde sık sık aksaklıklardan sorumlu olduğunu söylediği Mehmet Efe’ye, giden hiçbir sorunun geri dönmediğini, eksikliklerin yapıldığını da anlattı. Bu sırada arkada oturan işçi yakınları, "Mehmet Efe ölmeseydi ne yapacaktınız?" dedi. Hakiminin dinamit patlatma kayıt defterinin olmadığı sorması üzerine ise, yine işçi yakınları, "Mehmet Efe’dedir o defter" dedi. 

Sanıkların ifadelerinde sık sık suçladıkları olayda hayatını kaybeden baş mühendis Mehmet Efe'nin babası Resul Efe, duruşma çıkışında şunları söyledi:
“Üzerinde Akın bey var, Ramazan Doğru var, Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan var. Bunlardan aldığı emirle ve eline verilen imkanlar dahilinde görev yaptığını tahmin ediyorum. Kararlarının arkasında durduğuna inanıyorum. Ama şu an içeride bahsedilen suçların yüzde 90'ı Mehmet Efe'ye gidiyor. Ama ne kadar suçlu veya neyi, ne kadar, kim, nasıl emir aldı, yaptı bunu tespit etmeyi biz de istiyoruz. Babası olarak bu olayın sonuçlanmasını ben de istiyorum. Ama şu an baktığınızda şu an içeride bütün her şeyin suçu alt birimdeki kişide. Sanki bir kişi idare ediyor. Sanki tek kişi çalışıyor içeride. Her şey onun üzerinde düğümleniyor. Akın bey 'normal' diyor, 'herşeyi biliyorum çok tecrübem var' diyor. Çok böbürleniyor, koltuk düşkünü olduğunu çok iyi biliyorum. Ocak müdürü olduktan sonra ocağa inmeyen birisi. Nasıl oluyor da işletme bu şekilde çalışıyor? Her şeyden haberi var. Akın bey bu ocağın azraili. Ondan sonra Adalı bu ocağın azraili. Adalı'yı gördüğü zaman işçiler şakır şakır titriyor, ben bunu kendi oğlumdan da duydum. Üzerlerine baskı yapıldığını, üretim zorlamasının olduğunu, Ciner grubunun burayı nasıl bıraktığını raporlar tenzi ediyor. Ama sanki Soma Kömürleri AŞ'nin elinde sihirli bir değnek var, herşeyi halledebilecek, güvenliği sağlayabilecek bir konumda. Herşeyi Mehmet Efe biliyor. Ocağı o yönetmiş, başka hiç kimse yetkili değil. Kendisini savunamadığı için ölünün üzerine bas geç. Çakalların dansını izliyoruz. Çakalların ortasında bir kuzu, herkes kuzuya nasıl pay edeceğini hesaplıyor." 
Davanın 5. duruşması 20 Nisan Pazartesi günü yapılacak.

Köy Enstitüleri 75 yaşında!

Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır. Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği gözönüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Geleneksel öğretmen okullarında yetişmiş öğretmenler için köylerde öğretmenlik yapmak, istenerek yapılacak bir görevden çok zorunluluk olarak algılanıyordu. Çalıkuşu romanındaki karakter gibi gönüllü ve özverili öğretmenlerin sayısı azdı. Oysa okuma yazma oranı Cumhuriyet ilk kurulduğu yıllarda %5 bile değildi. Bunun yanında nüfusun % 80'lik bölümü köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın önemli çalışmaları vardı. Kanad, zorunluluktan değil özveriyle öğrenci yetiştirecek köye göre öğretmen fikrini savunmuştu.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Köy_Enstitüleri

1 Mayıs, "Emek" Karikatürleri İle Karşılanacak...

Homur Mizah Grubu ve İzmir Karikatürcüler Platformu (İZKAR), Neşe ve Karikatür Müzesi’nde “Emek” karikatürleri sergisi açıyor. 42 çizerin 42 karikatüründen oluşan sergi, Mayıs ayı sonuna kadar açık kalacak. İşçinin ve emekçinin dayanışma, birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı çizgileriyle karşılayacak olan karikatüristler, 30 Nisan 2015 akşamı verilecek kokteyl ile sergiyi açacak. Sergi açılışında Canol Kocagöz ve İzmirli çizerler hazır bulunacak. Sergide yer alan 42 çizer:
Aslı Alpar, Aşkın Ayrancıoğlu, Atila Atala, Atay Sözer, Ayten Köse, Aziz Yavuzdoğan,Barış Baklan, Bayram Bağcı, Canol Kocagöz, Cemalettin Güzeloğlu, Coşkun Göle, Deniz Dokgöz, Ekrem Kılıç, Engin Boğaz, Ercan Baysal, İlker Nazcan, İsmail Doğan, Levent Dağaşan, Lütfü Çakın, Mehmet Saim Bilge, Mehmet Tevlim, Mehmet Zeber, Menekşe Çam, Murat Asın, Murteza Albayrak, Mustafa Bora, Mustafa Yıldız, Niyazi Yoltaş, Ömer Çam, Özge Ulu, Özhan Mercan, Raşit Yakalı, Saadet Demir Yalçın, Sadık Pala, Serkan Demir, Seyit Saatçi, Suha Bulut, Taner Özek, Tayfun Akgül,Turan İyigün, Vahit Akça, Yaşar Babalık.

16 Nisan 2015 Perşembe

Nuclear Birds!


Nükleere Hayır! No Nuclear!.. 2

Gelecek nesillere radyoaktif tehlikeyi miras bırakmayalım.
Nükleer kazaların çevre ve insan sağlığı üzerinde meydana gelen etkilerinde iki önemli tehlike söz konusu. Birincisi; radyoaktif maddelerin, kazanın meydana geldiği nükleer merkez bölgesinde etkisini göstermesidir. Bu durum diğer kaynaklara oranla daha tehlikeli bir etki göstermektedir. İkincisi; gaz ve parçacık seklinde radyoaktif maddelerin nükleer merkez bölgesi dışına taşarak çok geniş bir alana dağılması durumudur. Bu durumda geniş alanlara yayılabilen radyoaktif maddelerin etkilerinin yıllarca sürmesi önemli bir tehlike arz etmektedir. Çünkü, kazada açığa çıkan yüksek düzeyli radyoaktif maddeler çeşitli yollarla geniş alanlara dağılarak yerleşim yerlerini, havayı, suyu ve toprağı radyoaktif maddelerle kirletir. Ekili arazi üzerinde oluşan atmosferik depolanma toprak yüzeyini, bitki köklerini, bitkilerin toprak üstü kısımlarını olumsuz yönde etkiler. Diğer taraftan yer altı ve yüzeysel sular radyoaktif maddelerle kirlenmekte ve doğanın ekolojik dengesi bozulmaktadır. Böylece çevrenin radyoaktif maddelerle kirlenmesinin temeli atılıyor. Bu kirlenmenin etkilerinin uzun sürebilen bir tehlike durumu yaratması da yadsınamaz bir gerçek. Çernobil kazasından 15 yıl sonra yapılan araştırmalarda çocuklarda tiroid kanserlerinin arttığı saptanmıştır. Kazanın olduğu yerin 150 km çapındaki çevresini kapsayan alanda kazadan önce ve sonra doğanlarda yapılan araştırma sonuçlarına göre 1986 Çernobil kazasından sonra doğan 12.129 çocukta 31 tiroid kanseri saptanmıştır. Radyasyondan kaynaklanan bazı kanser türlerinin öldürücü etkileri 20-30 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

15 Nisan 2015 Çarşamba

Nükleere Hayır! No Nuclear!..

Akkuyu Uranyum Santrali hakkında bilinmeyen 25 gerçek.
(Nükleer destekçileri bile kabul edecektir)
* Mersin Akkuyu, bir fay hattı üzerinde bulunuyor.
* Santrali yapan şirket Çernobil’in sorumlu şirketi: Rosatom.
* ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) Raporu sahte imzayla sunuldu, kısa sürede okunmadan kabul edildi.
* Santralin Rus payı %51’nin altına düşmeyecek. Türkiye'nin santrali değil yani.
* Dünyada en ucuz teklifi veren alır + Yap İşlet Sahiplen modeliyle kurulan tek santral. İşletim sırasında maliyetten kısılacak.
* Dünyada daha önce denenmemiş bir reaktör modeli kullanılıyor.
* Türkiye’nin Rusları denetleyebilecek ya da kalite kriteri koşabilecek kapasitede elemanı yok. Ancak "en güvenlisi olacak" gibi açıklamalar duyuluyor.
* Ruslara 12.5 cent’ten 15 yıl (yani 70-80 milyar dolar) alım garantisi verildi. Dolar her geçen gün artıyor.
* Yakıtta Rusya’ya bağımlı olacak, bizim az olan uranyumumuz kullanılamayacak. Doğalgaz bağımlılığı yerine uranyum bağımlılığı artacak.
* Atıkları bertaraf etmeyi dünyada hiçbir ülke başaramadı.
* Atıklar 100.000'lerce yıl boyunca deprem bölgesi olan Akkuyu su depolarında hasar görmeden korunmak zorunda. Rusya atıkları ülkesine almıyor.
* Olası bir kaza durumunda 500.000.000.000 (500 milyar)$’lık hasarın sadece binde birinden Rusya sorumlu. Tüm masraflar Türkiye’den çıkacak.
* Uranyum yakıt çubuklarının sürekli olarak su ile soğutulması gerekiyor. Soğutma elektrik kesintisi gibi bir sebeple duracak olursa kısa sürede Fukuşima ve Çernobil gibi kazalar meydana geliyor.
* Türkiye tüm ülkeyi kapsayan elektrik kesintisinin sebebini bir hafta boyunca bulamamış bir ülke.
* Türkiye, santrali olmadığı halde 3. seviyeden nükleer kaza yaşayan tek ülke.
* Türkiye, topraklarında (Aliağa) sessiz sedasız radyoaktif gemi sökülüp hurdaları atılan bir ülke.
* Türkiye, topraklarında uranyum işlenip normalin 400 katı radyasyon saçacak halde açık bırakılıp gidilen bir ülke.
* Santralin hidrolik sistem ihalesini “Milletin a… koyacağız” diyen adamın şirketi kazandı.
* Soma facia madenlerine sahip olan şirket bu projenin altyapısında yer alıyor.
* Santral kazasız çalışırken dahi çevreye radyoaktif toz saçacağı için Mersin’de yetişen Çilek, muz gibi gıdalara “radyoaktif atık içerir” etiketi getirilecek.
* Anlaşma teknoloji transferi öngörmüyor, yani Ruslar bize bu teknolojiyi de öğretmeyecek. Silah yaparız diye ümitlenmeyin.
* Türkiye'nin elektrik fazlası olduğu gibi %15 kayıp-kaçak oranı var. Akkuyu ise %2'lik bir katkı sağlayacak.
* Akkuyu bir ihtiyaç değil, siyasi bir tercih. Sadece altyapı şirketlerine gelir kapısı + Rusya'nın desteğini alma amacıyla yapılıyor.
* Zira Avrupa ülkeleri tüm nükleer santrallerini aşamalı olarak kapatma ve yenilenebilir enerjiye geçme kararı aldı.

İdarecimiz kim olursa olsun (siyasetten bağımsız düşünün), bu koşullarda yapılmasına razı mısınız?
-Alıntıdır-

13 Nisan 2015 Pazartesi

Zeytin Ağacıma Dokunma Karikatürüm Radikal Blog'da...

Cansu Çeliker'in yazısı için:



Karikatür Evrensel Bir Dildir - 2



Yürüdü Üstüne Üstüne!..

Halkevleri, Ankara’daki merkezi mitingiyle AKP’nin 12 yıldır baskıyla, faşizmle, gericilikle yürüttüğü yağmanın, talanın, yolsuzluğun, gericiliğin ve faşistin, diktatörün, hırsızın, kadın düşmanının üstüne üstüne yürüdü.
Detaylar için: http://gezite.org/yuru-ustune-ustune/

Soma Davası Bugün Başlıyor!..

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği faciayla ilgili olarak açılan ve Akhisar’da görülecek olan davanın bugünkü (13 Nisan 2015) ilk duruşması öncesinde güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. Duruşmanın yapılacağı salonun önündeki yol ve bitişiğindeki park, demir bariyerlerle çevrilip, araç ve yaya geçişine kapatıldı.


11 Nisan 2015 Cumartesi

Soma Maden Faciasını Unutmadık! Soma Davası 13 Nisan'da Başlıyor!..

Soma maden "kazası", 13 Mayıs 2014'te Manisa ilinin Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan facia olarak belleklere kazındı. 301 işçinin yaşamını yitirmesine sebep olan olay, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçti. Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında, patlamaya elektrikli ekipmanların sebep olduğundan şüphelenildi. Yangın, vardiya değişimi sırasında meydana geldi ve 787 işçi patlama sırasında yer altında kaldı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, 17 Mayıs 2014 tarihinde yaptığı açıklamada, toplamda 301 kişinin hayatını kaybettiğini ve içeride kimse kalmaması sebebiyle kurtarma çalışmalarının sona erdiğini açıkladı.

Hangi Adalet?..


10 Nisan 2015 Cuma

O, Deklanşöre Basmaya Devam Ediyor / Çağlar Mirik Metin Göktepe İçin Yazdı...

       İstanbul’a yeni taşınmıştık. Hayallerimin yıkıldığı an anladım, burası gerçekler ülkesiydi ve İstanbul da başkenti. Artık çocukluğa son. Ben ki İstanbul’u “süt döksen yalanır” cinsten bekliyordum. Çünkü televizyonda hep böyleydi. Oysa ki İstanbul Haliç’iyle, egzoz, sigara ve kömür dumanıyla karşılamıştı beni. Cumhuriyet’in kuruluşunun yıldönümü kutlanıyor ve ilelebet yaşatılacağına dair törenler yapılırken biz göç yolundaydık. Tarih: 29 Ekim 1997… Bu tarihten sonra büyümeye başlayacaktım demek ki. Bu tarihten sonra öğrenecektim ülkeyi, memleketi ve gerçekleri.
      Alibeyköy. İstanbul sırtlarında bir gecekondu semti. Taşan derenin gecekonduları basmasıyla nam salmış. Yoksulluk penceredeki rüzgar gibi uğulduyor ev içlerinde. Duvarlar soğuğu geçiriyor ama yoksulluğu yansıtmıyor dışarıya. Ev içlerindeki keder bacalardan tütüyor.
      Henüz ortaokul ikiye gidiyordum Metin Göktepe ismini ilk duyduğumda. Mahallenin arkasındaki lisenin bahçesinde top oynarken anlattılar. Mahalledeki abiler Metin’in katlini anlatıyorlardı: “Şurada işkence edildi. Cenazesi şu caddeden geçti. Cemevi’nde toplandı herkes” diyerekten. Alibeyköy’de oturuyorduk. Metin’in katledildiği yerde. Bilemiyorduk neden öldürüldüğünü. Kimlerin öldürttüğünü. Polislerin neden işkence ettiğine ve bir gazeteceyi görevi başında öldürebilecek kadar gözü kara katillere dönüştüklerine aklımız ermiyordu o zamanlar. Çünkü yaşımız gereği bizler polisi hep ”iyi ve yardımsever ve vatandaşları düşünen insanlar” olarak öğrenmiştik.
      Çocukken duyduklarımı daha sonra yorumlayacak ve ipin ucunun ne kadar ‘derinlere’ gittiğini görebilecektim. Metin Göktepe’nin katledilmesinin ardından 19 yıl geçti. O zaman çocuk olanlar ve olayları duyanlar şimdi birer yetişkin ve kimileri Metin’in mücadelesinin içinde yer alıyorlar. Yani doğrudan, güzel olandan yana haksızlığın karşısındalar. O gün yeni doğmuş çocuklar şimdi 19 – 20 yaşlarındalar…
      Metin Göktepe ismini ilk kez duymamın üzerinden tam on yıl geçmişti. Bir bayram günü Metin Göktepe’nin evine ziyarete gittik Fadime Ana‘yı görmek için. Yaklaşık on kişiyle bayramı vesile ederek Fadime Göktepe’nin elini öptük. İçeri girince her odada Metin’in resimleri karşıladı bizi. Her duvarda farklı bir gülüşü ile göz göze geliyorduk. Bir duvardaki resimlere bir de Fadime Ana’ya bakıyorduk. Ne konuşacağımızı bilememiştik ve ilk kez ziyaret ettiğimiz için de bir gariplik, tedirginlik taşıyorduk. Hal hatır sormanın dışında neyden bahsedebilirdik? Suskunluk yaratmamaya özen gösteriyorduk ama ne konuşmalıydık tam olarak da bilemiyorduk. Önünde sonunda biz istemesek bile söz dönüp dolaşıp Metin’e gelecekti. Ama lafın buraya gelmesini istemiyorduk. Çünkü halen taze bir yaraydı bu ayrılış. Kanayan ve kabuk tutmayan bir yara. Biz bunları düşünürken Fadime Ana bizi izliyordu. Sanki düşüncelerimizi okumuştu. Sessizliği bozdu. ”Hepiniz benim çocuklarımsınız. Hepinizi çok seviyorum.” demişti. Duygulanmıştık. Evin en küçüğüne bizi anlatıyorlardı. “Abilerin geldi, Metin amcanın arkadaşları bu abiler” diyerekten. Ama orada bulunan hiçbirimiz Metin’le tanışmamıştık. Hayatımızda bir kere olsun konuşmamıştık bile. Ama bir insanı sevmek için, değer verip sahiplenmek için ille de onu görmek gerekmez. Hele ki bu insan devrimciyse bire bir tanımaya gerek yoktur. Bu haklı kavga hep yaşatacaktır kendi şehitlerini. İnsanlığın ilerlemesi ve yeni insan için mücadele eden hiç kimse aradan yüzyıllar geçse de unutulmaz. İnsanlığın hafızasında, mücadelenin tarihine kazılıdırlar.
     10 Nisan Metin Göktepe’nin doğum günü. Metin Göktepe aramızda. Bir grevde haber yapıyor, bir işçi ailesiyle söyleşi gerçekleştiriyor. Mücadelenin en önemli anlarında deklanşöre O basıyor. İyi ki doğdun Metin!
Çağlar Mirik / 10 Nisan 2015 http://gezite.org/o-deklansore-basmaya-devam-ediyor/

Metin Göktepe 47 Yaşında!..

 
Yaşar Kemal DGM'de 'yargılanırken' savunmada, Metin Göktepe kayıtta! (1995)
(Metin Göktepe: 10 Nisan 1968 - 8 Ocak 1996)
****
Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde cezaevinde öldürülen iki tutuklunun cenazesini izlemek için görevi başındayken polislerce toplu halde gözaltına alınan bin kişinin arasındaydı. Bin kişiye yakın insanla gözaltına alınıp; "gazeteciye özel muamele" diyen polislerce dövülerek öldürülen Göktepe'nin ölümü büyük yankılar uyandırmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan 11 Ocak 1996 günü 32. Gün programında şöyle demişti:
“Konuyla ilgili tam bilgim yok. Ancak son gelen bilgiler Metin Göktepe'nin duvardan düşerek öldüğü şeklindedir!"

9 Nisan 2015 Perşembe

Yiyin Efendiler...

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını 
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini 
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini. 
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini... 
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, 
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! 
Tevfik Fikret
(Görsel: Sefer Selvi/Evrensel)

Meral Okay...

Meral Okay (20 Eylül 1959 - 9 Nisan 2012)
Eşi Yaman Okay'ın ardından 2006 yılında yazdığı satırlar:
"Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme halidir... İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz...
Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik... Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi... Aşk bazen de bir kıyamama hâlidir...
Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana... Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın...
 Yaman'la her günümüz Sevgililer Günü'ydü... Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır... Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz'ı turlardık...
Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır... Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep... Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz..
Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum... Risk almıyorlar... Aşk emniyetli bir şey değildir... Emniyetli olan sevgidir... Aşk ehlileşmez... Sakinleşemez... Öyle olursa akraba olursunuz..."

Dünya Nükleerden Vazgeçiyor! Ya Biz?..


Nükleer Santrallerden çıkacak radyoaktif atıkların çevreye ulaşımı; rüzgârın ve yağmurun yardımıyla atmosferde taşınması bir de denizlere, göllere ve toprağa karışımı şeklindedir. Doğa olaylarıyla bitki örtüsüne ve sulara karışan radyoaktif maddelerin insan vücuduna ulaşımı kolaylaşmış olur. Nükleer santraller kurulumu uzun süren ve yüksek maliyeti olan tesislerdir. Ömrünü tamamlayan tesislerin sökülmesi işlemi de uzun süreli ve oldukça risklidir. Ayrıca dünyada şu ana kadar radyoaktif atıkların güvenle saklanabilmesine yönelik bir formül bulunabilmiş değildir. Doğa olaylarının (Deprem, tsunami vb) çokça yaşandığı dünyamızda nükleer santraller sürekli kaza tehlikesi taşımaktadırlar.

8 Nisan 2015 Çarşamba

Akkuyu Nükleer Santrali!..

Türkiye'nin cennet köşeleri birer birer alelacele kamulaştırmaya, nükleer santrallere ve ranta açılıyor. Uzun süredir yankıları süren, yazılı ve görsel basında yayınlanan reklamlarıyla kamuoyunun büyük tepkisini çeken; Rusya tarafından Mersin'e yaptırılacak olan Akkuyu Nükleer Santrali'nin deniz hidroteknik yapılarının anahtar teslimi projelendirilmesi ve inşası ihalesini Mehmet Cengiz'in Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptığı Cengiz İnşaat kazandı. Böylece santralin hayata geçirilmesi için ilk ciddi adım atılmış oldu!.. 

Uykusuz Dergisinden "nükleer" kapak!..


LeMan'dan çok konuşulacak kapak!..

Bu ülkede, dünyada terörün her türlüsüne karşıyım. Futbolla yatılıp futbolla kalkılan, tek bir golün ülke gündemine oturup spor programlarının zirve yaptığı, tek bir ofsayt pozisyonunun ardından günlerce konuşulduğu, rakip takım taraftarlarının birbirine düşman olduğu, rakip takımların uluslararası başarılarına sevinilmeyen, başlarına gelen üzücü olaylara "oh olsun!" denilebilen bu ülkede deplasman maçından dönen Fenerbahçe takım otobüsüne yapılan silahlı saldırı elbette bu kadar yankı bulacaktı. LeMan dergisinin üstteki kapağı pek çok kesimce "taraflı" bulunduğu için büyük tepkiler çekti, dergi protesto ve boykot edilme noktasına geldi. Bu kadar hassas dönemlerden geçen bir ülkede, yüzbinlere ışık tutan bir derginin biraz daha ortada bir tutum sergilemesi daha doğru olurdu diyenlerin sayısı da azımsanmayacak derecede çok. Futbol fanatizminin ne boyutlarda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Fakat, LeMan dergisi gelecek eleştirilere en baştan hazırlıklı olmuş ki böylesi hassas bir karikatürü kapağına taşımış çünkü mizah dergiciliğinin bir kuralı da korkusuz olmaktır. Son bir haftada ülkenin üstüne kara bir bulut gibi çöken, bir ülkenin tarihini, gidişatını, sistemini değiştirebilecek onca olayı hemen kanıksayıp yeni olaylara yönelirken, seçimlerin arefesinde olan bitenleri sosyal medyadan paylaşım kirliliği olarak bakıp geçen bir ülkede futbol fanatizminin önemli olayların önüne geçmemesi gerekiyor. Bu tip saldırılar hangi takıma yapılırsa yapılsın öncelikle failleri bulunmalı, adalet görevini yapmalı, suçlular yargılanmalı, kimse cezayı kesmede kendini haklı görmemeli... Olayların büyümesi için bir kıvılcım bekleyenlerin amaçlarına ulaşamaması umuduyla... 

7 Nisan 2015 Salı

Adolf Born Portrait...

Adolf Born portrait for cartoonist Peter Zavacky's 
portrait exhibition in Slovakia.
"Adolf Born (born 12 June 1930) is a Czech painter and illustrator, caricaturist and film-maker. For his lasting contribution as a children's illustrator, Born was a finalist for the biennial, international Hans Christian Andersen Award in 2008."

6 Nisan 2015 Pazartesi

Twitter, Facebook ve Youtube Erişimleri Yasaklandı!..

Erişim Sağlayıcıları Birliği (ESB), Cumhuriyet Savcılığı'ndan gelen karar üzerine Twitter, Facebook ve Youtube gibi sosyal medya kanallarını Türkiye'den erişime kapattı. Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer, yaptığı açıklamada Facebook'un ilgili içerikleri kaldırması nedeniyle Facebook'a olan yasağın kalktığını açıkladı. Karar, bütün internet sağlayıcıları ve operatörlere iletildi. İlerleyen saatlerde tüm Türkiye'de Twitter ve Youtube'a girilemeyeceği bildirildi.

İstanbul Üniversite Rektörlük Seçimi Üzerine Carlos Latuff'dan...