Visitors

http://www.geovisites.com/pt/directory/artes_artes-plasticas.php

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Yumurta üzerine boyamalar...

Arkadaşlarımın yeni işyerlerinin açılışına özel yumurta boyamalara başladım.
Sonrasında yumurta üzerine desen çalışmalarıyla devam edeceğim... :))
My egg painting...

22 Ağustos 2014 Cuma

56 İzmirli Çizer Fuarda...

Bu yıl 83. kez kapılarını açacak olan İzmir Enternasyonal Fuarı 29 Ağustos- 7 Eylül 2014 tarihlerinde ziyaret edilebilecek. Saat 16.00- 23.00 arası açık olan fuarın Partner Ülkesi Mauritius olurken, Onur Konuğu İller ise Diyarbakır ve Malatya olacak.
İzmir Karikatürcüler Platformu bu yıl fuarda geniş katılımlı bir sergi ile yer alacak. 56 İzmirli çizerin “ÇİZMİR” adıyla yer aldığı karma sergi Kültürpark 2 Nolu Holde açılacak. İlgi görmesi beklenilen sergiye İzmirli tüm sanatseverler davet edildi.
Sergide yer alan karikatüristler: Abidin Köse, Ali Karayel, Alper Ocak, Ayhan Algur, Ayten Köse, Aytur Şahinbay, Barış Baklan, Bayram Bağcı, Birol Çün, Cem Çevikayak, Cem Güzeloğlu, Cem Koç, Cemal İlkbahar, Cemalettin Güzeloğlu, Deniz Dokgöz, Devrim Demiral, Ekrem Kılıç, Engin Boğaz, Eray Özbek, Ercan Baysal, Faruk Soyarat, Halit Şekerci, Hüseyin Alparslan, Hüseyin Civlez, İbrahim Aslan, İlker Nazcan, İrfan Özüdoğru, Levent Dağaşan, Lütfü Çakın, M. Ali Kaptı, Mehmet Aslan, Mehmet Tevlim, Menekşe Çam, Mete Erden, Murat Arslan, Murat Asın, Murteza Albayrak, Mustafa Bora, Mustafa Yıldız, Mümin Durmaz, Necat Yalçın, Niyazi Yoltaş, Ömer Çam, Önder Uğurlu, Özge Ulu, Özhan Mercan, Saadet Demir Yalçın, Sabri Ergüder, Sadık Pala, Serkan Demir, Sezer Dönmez, Sezer Odabaşıoğlu, Tufan Selçuk, Turan İyigün, Uğur Günel, Yusuf Akıncı

Turgut Uyar

Kirlenen, yozlaşan, kana bulanan, siyasi oyunların dengeleri alt üst ettiği ülke ve dünya gündeminden kararan sayfalarımıza sanatlarıyla hâlâ ışık ve huzur olan tüm değerlerimizin anılarına saygıyla...
Turgut Uyar (4 Ağustos 1927 - 22 Ağustos 1985)

21 Ağustos 2014 Perşembe

Radyo Günleri...

Pek çok teknolojik ve elektronik aletten daha fazla huzur veriyor sanki... Çocukluğumda yazları okullar tatil olur olmaz bağa taşınırdık. 3 ay şehirden, medeniyetten, elektrikten, televizyondan uzak yeşil bir denizde, üzümlerin, incirlerin, doğanın içinde olurduk. Dünyayla tek bağlantımız ise radyoydu. Arkası Yarınlar, Türkçe Sözlü Hafif Müzikler, Radyo Tiyatroları, Uzun-Orta-Kısa Dalga FM'lerden, popüler şarkıları takip etme heyecanı, Tatil Sabahı programları, Gecenin İçinden, Çocuk Bahçesi, ninemin "Ajansı açın hele bir" deyip özenle mindere kurulması derken sesiyle küçük bir çocukken tanıştığımız pek çok değerli ses ve seslendirme sanatçısını hafızalarımıza kazıyan o güzelim radyo günleri...

20 Ağustos 2014 Çarşamba

"Dünyayı değiştiremiyorsan dünyanı değiştir"

"Dünyayı değiştiremiyorsan dünyanı değiştir" sözünü düstur edindim bugünlerde. Yaşadığımız dünya üzerindeki her geçen gün artan, bizleri sarsan olaylara duyarsız kalmak ne kadar zorsa, bu acılar içinde normal bir yaşamı sürmek de o kadar güçleşiyor. Dünyanın gidişatını değiştirmeye tek başıma gücüm yetmez elbet. Ancak kendi payıma düşeni yapmak da benim görevim. Çok bunaldığım, sosyal medya sayesinde zihnime kazınan o korkunç görüntülerden sarsıldığım anlarda tek kurtarıcım terastaki uğraşılarım. Bugün de öyle oldu. Sabah çayımı demlerken yine o korkunç görüntülerle karşılaştım ve boğazımda bir şeyler düğümlendi. Terasa çıktım hemen, derin bir nefes aldım. Salçalarımla, biberlerimle, kurumakta olan domateslerimle ilgilendim, çayımı onlarla içtim, bir nebze olsun huzur buldum...

************
Paylaştığım fotoğrafları görünce geçenlerde "Bakıyorum da iyice bibere, salçaya yöneldin" diye şaka tadında yazdı bir arkadaşım. Yıllardır yaz günlerini bu şekilde değerlendirmeye çalışırım. Son zamanlarda özellikle de Gezi direnişi günlerinde AVM'lere olan tepkimizi, mümkün olduğunca alışveriş yapmayıp hazır gıda ve lüks tüketimimizi en aza indirgeyerek gösterelim demiştik bu platformlarda. Belki o günleri hatırlatmak, belki bazı arkadaşlara küçük bir teşvik, belki eski alışkanlıklarımızı yaşatmak amacı, ister terapi ne derseniz deyin ben bu uğraşıları seviyorum, herkese tavsiye ederim... :))

Fatsalıların HES Başarısı...

Derelerine yapılacak HES’lere karşı mücadele eden Fatsalılar kazandı, şirket inşaatı durdurdu...
Ordu-Fatsa Demirci Köyü’nden geçen Bolaman Çayı-Şahsen Deresi’nde yapılmak istenen HES’lere karşı mücadele eden bölge halkı inşaatı durdurttu.
Kendisine has bitki örtüsü ve su samurları (lutra lutra) ile ünlü Şahsen Deresi, Bakanlar Kurulu kararı ile acele kamulaştırma kapsamına alınmış, ancak bölge halkının Danıştay 6. Dairesi’ne yaptığı başvuruda acele kamulaştırma kararı “hukuka uygun olmadığı” gerekçesi ile iptal edilmişti. ÇED raporlarına yapılan itirazla da Ordu İdare Mahkemesi, raporun iptaline karar vermişti.
Ancak HES’leri yapacak Suarı isimli şirket, yargı kararlarına rağmen faaliyetlerine devam ediyordu. Bölge halkı da şirketin çalışmalarını durdurmak ve yaşam alanlarını korumak için dere kenarında nöbetteydi. Halkın ısrarlı mücadelesi sonucunda Fatsa Kaymakamlığı’ndan 18 Ağustos'ta yapılan açıklamada inşaatın durdurulduğu, şirketin bir daha çalışma yapmayacağı açıklandı.

19 Ağustos 2014 Salı

El Yapımı iPhone 4...

Eskiden annelerimiz, ninelerimiz bez bebeklerimizi, oyuncaklarımızı kendi elleriyle hazırlardı. Zamane ebeveynleri de çağa ayak uydurup iPhone 4'leri kendi elleriyle dikiyorlar böyle!! ;))
Handmade iPhone 4...

Working...


Ege'nin Güneşinde...

Güzelim Ege'nin güneşinde salçaların yanı sıra domateslerimiz de kurumakta. Kışa harika birer çeşni olacaklar... :))

Real World...

Real World... Bloody and water scarcity...
Gerçek dünya savaşlar ve terör nedeniyle kanlı ve susuz...

16 Ağustos 2014 Cumartesi

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi...

Sadece depremlerde değil, dünyadaki her acı olaydan, kıyımdan, katliamdan sonra da enkaz altında kalıyor yüreklerimiz. Acıların sonu yok, çünkü insanlık hâlâ insan olmayı becerememiş. Çürük binalar dikerek depremlerde, en küçük sarsıntılarda binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan sorumlulara her gün onlarcası, yüzlercesi ekleniyor. 17 Ağustos 1999'daki o korkunç depremi İzmir'de öyle etkili hissetmiştik ki yaşanan korku ve panik kelimelere sığacak cinsten değildi. Depremin bilançosu ortaya çıktıkça kendimize gelememiş ve işyerinde günlerce doğru dürüst çalışamamıştık. Radyodan can kayıplarının bilonçosu açıklandıkça hepimiz bir kez daha kahroluyorduk. Depremin merkezindeki o inanılmaz dehşet görüntüler, yaşamını yitiren binlerce insan, kaybolmuş çocuklar, çaresiz insanlar hâlâ belleklerimizde. Ve ne yazık ki depremin, acının ülkesi ve sınırı yok. Bu acılar bir daha yaşanmasın. Bir zamanlar 2000'li yıllara gireceğiz, her şey daha güzel ve daha çağdaş olacak diye nasıl da heyecanlanırdık. Yıl 2014, geldiğimiz nokta daha da beter ne yazık ki!!

SU'lu Bir Yazı...

Yıllar önce bağımızda eski zamanlarda açılmış derin bir su kuyusu vardı. Suyu derinden geldiği için yazın en sıcak günlerinde bile buz gibi olurdu. Bazen bağımıza gelen misafirler bu sudan içtiklerinde burun kıvırır, suyun sert ve yavan olduğunu söyleyerek suyu beton sergiye doğru serperdi. Kuyu suyumuzu beğenmeyenler ve "içemeyenler" için bir köşede yukarıdaki komşu bağın sarnıcından doldurulmuş bir bidon suyu hazır bulundururdu annem. Ben çok kızardım böyle söyleyenlere, bağ yerinde suyu beğenmeyenlere... "Su bu kadar kötü olur mu hiç? Burada, bağda böylesine güzel bir su varken beğenmemek neden? Gün gelip susuz, insanlar bir damla suya muhtaç kalınca bu suyu mumla aramazlar mı?" derdim. Suyumuzu beğenmeyenlere sitemlerimi ve üzüntümü kendimce dile getirirdim ama onlar "büyüklerimiz" olduğu için pek önemsemez, koyu sohbetlerine dönerlerdi...
Kurak ve sıcak giden yazla birlikte pek çok şehirde su sıkıntısı baş göstermeye ve yetkililerin su tasarrufu konusundaki açıklamaları sık sık gündeme gelmeye başladı. Herkesin kendine göre bir tasarruf uygulaması vardır elbet... Her meyve ve sebze yıkadığımda, bulaşıkların durulama sularını ince bir süzgeçten geçirerek balkon, merdiven yıkamaları ve tuvalet için biriktiriyorum. Yeşil sebzeleri yıkarken en ince kırıntısının bile özelliklere tuvalete gitmemesi için ince süzgeçten bir iki defa geçiriyorum kullanılmış suyu... Çamaşır makinasının son durulama suyu da bu tür temizlikler için çok iş görüyor... Bir iki saatlik su kesintilerine tahammül edemediğimizde suyu nasıl da hunharca kullandığımızı düşünerek bu tasarruf tedbirlerini daha da arttırmak gerektiğini düşünüyorum.
Son yıllarda yerlerinden ve yurtlarından edilen, dağlara kaçmak zorunda bırakılmış, açlıktan özellikle de susuzluktan ölen, güneşi söndürülmüş insanları gördükçe, düşüncesizce kullanıp boşa harcadığımız ne varsa hayıflanmadan geçemiyorum. Kullandığımız suyun faturasını ödemekle iş bitmiyor. Nasılsa parasını ödüyorum diyerek suyu boşa akıtmak, gereksiz yere harcamak da kabul edilir değil.
Bu sıcak yaz günlerinde, lavaboda ellerimizi yıkarken fazladan akıttığımız suyu, öte yandan da susuzluktan boynunu bükmüş güzel bir çiçeği düşünüyorum. Sonra kuruyan barajları... Belki çok fazla abartıyorum her şeyi... Belki gereksiz şeyler yazıyorum kimine göre ama sonuç olarak duyarsız olmak bizlere hiç yakışmıyor, burada dile getirip, dikkat çektiğimiz ama hayata geçirmediğimiz, umursamadığımız, sırf bir kaç beğeni alabilmek uğruna olan göstermelik paylaşımlarımız da......

15 Ağustos 2014 Cuma

ISIL, Charge Middle East Monitor By Carlos Latuff - Brazil...

Islamic State of Iraq and the Levant (ISIL), Charge Middle East Monitor By Carlos Latuff - Brazil...

Nasıl Bir Ölüm Alırdınız?..

Her zaman neşeli, her zaman mutlu görünen insanlar vardır. Kahkahaları hep yüksek perdeden, her ortamı varlığıyla şenlendiren, yokluğunda tüm gözlerin aradığı. Onları ağlarken hiç göremezsiniz. Hatta suratı asılsa bile 3 saniye sürer bir gülüşüyle hüznünü kamufle etmesi. O yüzden hiç dikkat etmemişsinizdir. Hiç aklınıza gelmemiştir onun da tıpkı sizin gibi hassas bir ruha sahip olabileceği. Ara sıra birilerine, bir şeylere kızıp delirebilme hakkına onun da sahip olabileceğini örneğin, hiç farketmemişsinizdir.
Oysa onlar, sizin normlar eşiğinde yaşadığınız her duyguyu, anormal eşiklerde yaşar. Mutluysa en yüksek kahkahaları atar, mutsuzsa en içten gözyaşlarını akıtır. Siz söyleyip geçersiniz belki ama onlar söylediğiniz her sözü içinde bütün harflerine ayrı anlamlar yükleyerek yeniden yaşar. Hiçbir şeyi küçük yaşayamaz böyleleri, hiçbir şeyi sıradan yaşayamaz. Naif ruhlarına yakışmaz çünkü böylesi, yaradılışları izin vermez. Mutluysa sonuna kadar gider, aşıksa dünyayı karşısına alır, siz dünyevi kaygılarla boğuşurken, o varoluşunu sorgular, siz “şu iş de yetişmedi ah vah” derken, onun içindeki çocuk çoktan başka bir rüzgarın peşinden koşmaya başlamıştır bile.
Böyle insanları anlamak bir ömür işidir, biz gerçek dünyanın sıkıcı insanlarının harcı olamayacak kadar zor bir iştir. Hele ki ölümleri üzerinden ahkam kesmek, küçük çaplarımıza yakışan bir şey hiç değildir. Onların neyi senin benim gibi olmuş ki, ölümleri olsun? Her konuda uzman olanların acımasız ülkesinde, bir kez daha en azından ölümleri rahat bırakalım.
(Panakea's Sayfasından)

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Robin Williams by Marcos Guilherme...


Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana...


Bugünlerde IŞİD'in zulmünden kaçan Ezidiler isminin İran şehri Yezid ile de bir ilgisi yok. İsmin kökeni modern Farsça'da melek ya da ilah, tanrı anlamına gelen "ized" kelimesinden geliyor. Ezidi kelimesi basitçe "tanrıya inananlar" anlamında. Ezidiler de kendilerini bu şekilde tanımlıyor. Musul'un batısındaki Şengal Dağları bölgesinde devam eden zulüm ise isimlerinden doğan yanlış anlamadan kaynaklanıyor.
Yaşar Kemal'in Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana romanından: 
“Bunlar şeytana, güneşe, toprağa, ateşe tapıyorlarmış. O şeytan ki Allah’a başkaldırmış. Kim gördü şeytanı, Allah’ın huzuruna kim gitti ? Bir yandan bakarsan, Ezidiler haklı. Vareden ve yaratan ki topraktır, güneştir, sudur, havadır. Ezidiler günde üç kere, bir sabah gün doğarken, bir kez de öğleyin, güneş tepedeyken, bir de gün batarken yönlerini güneşe dönerler, dualarını okurlar. Yüzyıllardır bu insanlar öldürüldüler, o kadar sürgün edildiler, o kadar işkence gördüler, o kadar aşağılandılar, gene de yılmadılar, tükenmediler. şu insanoğlunda öylesine bir güç var ki tükenmiyor, çürümüyor, ölmüyor, toprak gibi, ışık gibi, su gibi. Ben Ezidi değilim, ama onların direnme güçlerini, insanlıklarını, dostluklarını seviyorum, onların dirençlerine saygı duyuyorum. Onlar adam öldürmezler. Adam öldürenler Ezidilikten çıkarılırlar. Onlar savaşı bir toplu kırım sayarlar. Savaşa katılmamak için direnirler. Yüzyıllardır kan revan içindedirler, durmadan durmadan kanları seller gibi akmıştır. Ottan başka yiyecek bulamamışlar, ama yürekleri kararmamış, sevinçlerini yitirmemişler, hangi koşul içinde olurlarsa olsunlar, yüce dağların kovuklarında kartallar gibi yaşamışlardır. Günde üç kez güneşe döner dua ederler, dedim. Onların bizim gibi bellenmiş duaları da yok. Her isteyen çoluk çocuk, genç yaşlı olsun, şeyh olsun, emir olsun herkes güneşin karşısına geçer içinden o anda ne geçiyorsa güneşe söyler. Belki de insan soyunun şimdiye kadar söylediği en güzel dualar bunlardır. Belki de en güzel türküler, en güzel şiirler bu dualardan çıkmıştır. Belki de Mezopotamya’nın bütün destanlarının temelinde bu dualar vardır.”

R.I.P. Lauren Bacall by Thierry Coquelet...


By Carlos Latuff - Brazil...


Turgay Tüysüz'den...


İnsanlık Nereye?..

O bulutların üstünü örttüğü, artık bizlere klişe birer söylemmiş gibi gelen pek çok kötülükten, vahşetten, kıyımdan, çıkar savaşlarından, insanın insana ettiği zulümden, kanatılan yaralardan, baskılardan insan olabilmenin gerekleri ve bilinciyle uzak durabilmek, her şeye rağmen bir ekmeği, suyu bizden daha çok ihtiyacı olanlarla bölüşebilmekti belki de iç huzur... Bu gidişata yüreği dayanamayıp gitmeyi, hergün bin defa ölmektense bir kez ölmeyi tercih edenleri sanırım daha iyi anlamaya başlıyoruz bugünlerde... Ve hepimizin bir kez daha durup düşünmeye, huzura, sevgiye, paylaşmaya ve halden anlamaya ihtiyacımız var...

12 Ağustos 2014 Salı

Geçmiş ve gelece dair...

"Ben yiyemesem de yemişlerinden bu ağaç torunlarımın geleceğine benden bir hediye olsun" derdi hacıninem her bir ağaç ve asma fidanı diktiğinde... Elinin değdiği, toprağa şöyle rastgele dikip suladığı kuru bir dal bile yeşeriverirdi. Yaşından beklenmeyecek kadar çalışkan, göreneklerine bağlı ve sabırlıydı. Her akşam onun dizlerine yatıp saçlarımızı okşamasını, bir yandan da eski zaman hikâyeleri anlatmasını büyük bir sabırsızlıkla beklerdik. Annemin günlük telaşında yetişemediği ne varsa bize hacıninem verirdi. Küçücük kalmış bedeniyle o bizim mavi gözlü, biricik büyüğümüzdü. Ve hep şunu öğütlerdi bizlere: "Çocuklar hep çalışın, çalışmaktan korkmayın. Eliniz, ayağınız tuttuğu sürece yapamayacağınız şey yoktur. Geçmişinize, özünüze ve geleceğinize sahip çıkın ve bizler ölünce de bizleri unutmayın, size öğrettiklerimizden feyz almaya gayret gösterin. Çalışmak ve hoşgörülü olmak en büyük ibadettir..."
(Foto: Y. Edri Collection)

Hoşçakal Robin...

Hayattaki en büyük korkumun yalnız başıma kalmak olduğunu sanırdım, değilmiş. Hayattaki en kötü şey etrafındaki insanların seni yalnız hissettirmesiymiş." Robin Williams - World's Greatest Dad film repliği...

Su gibi taptaze...

Toprağa gereken değeri verdiğimiz ve ilgilendiğimiz sürece bizlere sunduğu güzelliklerin tarifi de imkansız. Bahçemizden, akşam serinliğinde topladığım, toprağında tüm stresimi attığım, annemin deyimiyle "su gibi taptaze" o güzelim çeşit çeşit biberler. Kurutmalık, turşuluk, yemeklik ve birilerinin ağzına sürmelik olarak ayrılacaklar :))

10 Ağustos 2014 Pazar

International Gaza Cartoon & Caricature Contest-2014

http://www.irancartoon.com/international-gaza-cartoon-caricature-contest-2014/#
International Gaza Cartoon & Caricature Contest-2014
Regulation:
Technique: Free
Maximum Sending Artworks: 5 Artworksin Each Section (Caricatures & Cartoons)
Size: Artworks Must Be By Format (Jpg) Minimum 2000 Pixel By 200 DPI Dimensions
Participants Must Send Their (Photo,Full Name, Post Address, Email Address, Phone Number) Via Word File.
All Participants That Their Cartoons Publish In Catalog Will Receive One Catalog.
Cartoon Section Theme:
1- Silence Of Media And International Associations
2-Genocide And Killing Baby In Gaza
3- Treason And Accompany Of Arab League
4-Great Satan(USA)
Caricature Section Theme:
1-Adolf Netanyahu!
2-Benjamin Hitler!
3-Shimon Peres
4-Ehud Olmert
5-Barack Obama
6-Abdullah Of Saudi Arabia
7-Hamad Bin Isa Al Khalifa(King Of Bahrain)
8-Francois Hollande
9-David Cameron
10-Angela Merkel
Prizes:
Cartoon Section:
First Prize: 1500 $, Trophy, Mention
Second Prize: 1000 $, Trophy, Mention
Third Prize: 700 $, Trophy, Mention
With Three 500 $ ,Mentions
Caricature Section:
First Prize: 1500 $, Trophy, Mention
Second Prize: 1000 $, Trophy, Mention
Third Prize: 700 $, Trophy, Mention
With Three 500 $ ,Mentions
Please Send Your Artworks Via Email:Info@Resistart.Ir
Deadline For Sending Artworks: October,22, 2014
Tel: +98 21 88 911 214
+98 21 88 911 215
Fax: +98 21 88 911 219
Website: Http://Www.Resistart.Ir/

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Taş Boyamalar...

Dinlenmek ve yaratıcılığı arttırmak için mükemmel diyebileceğim taş boyamalarım devam ediyor. Sanırım aile büyüyecek ve yeni taşlara yeni yüzler kazandırmaya devam edeceğim... :))

Filistinli Sanatçı Tarıq Salsa’dan Mektup...

Filistinli sanatçı Tariq Salsa’nın, Porto Rikolu grup Calle 13′ün solisti Rene Perez Joglar’a yazdığı mektubun tam metin çevirisidir.
"Tarihten ya da kimlikten bahsetmeyeceğim. Filistinli çocukların ölümünden, geleceğin ölümünden bahsedeceğim. Onların hayalleri vardı… Bir gelecek düşlüyorlardı, talepleri vardı, insani haklarını talep ediyorlardı… Bu sebeple öldüler.
Öldüler, çünkü uluslararası toplum materyalist değerlerle, petrolle, enerjiyle, parayla, sınırlarla ilgileniyor ve dünya, zaman geçtikçe işgal günlerini unutsa da Filistin hala işgal altında. Bizim çocuklarımız denizde yüzmeyi arzuluyorlar, dedelerinin çalınmış evlerinde oynayabilmeyi, işgal edilmiş Filistin’in dağlarına çıkabilmeyi, kendi topraklarında barikatlar olmadan, takip edilmeden, özel izinlere gerek olmadan dolaşabilmeyi düşlüyorlar. Bizim çocuklarımızın ekonomik olarak desteklenmeye ihtiyacı yok, yeni elbiseler ya da oyuncaklar istemiyorlar, hamburgere ya da okulları için yeni sıralara ihtiyaçları yok.
İhtiyaçları olan şey 60 senedir süregelen ve hâlâ devam eden bu acının sona ermesi.
Bütün bir Filistin yok ediliyor ve kimsenin umrunda değil. İnsanlar ölüyor ve rakamlara dönüşüyorlar, yarım asırdır geri dönmeyi bekleyen, evlerinden kovulmuş insanlar var… 30 küsur senedir zindanlara hapsedilmiş insanlar var ve orada, zindanda ruhları ölüyor. Zaman bizim düşlerimizi aldı götürdü, umutlarımızı öldürdü. Bizim çocuklarımızın sizin çocuklarınızdan tek dileği onlara kulak vermeleri, çünkü belki sizin çocuklarınız günün birinde ülkelerine başkan olurlar, kararları alan pozisyonlara gelirler, olur ya belki o zaman adalet ve özgürlük için harekete geçerler.

Tariq Salsa
Belén, Filistin

(Photo: The West Bank Security Wall)

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Kış Hazırlıkları...

Yaz dediğin hemen gelip geçiyor. Şimdi kurutmalıklara, salçalara ve turşulara yavaş yavaş el atmanın tam zamanı. İlk turşularımı kurmaya başladım. Kışın bereketi ve kış sofralarının lezzeti böyle gelir... ;))

İzmir Karikatürcüler Platformu İZKAR, Uluslararası Etkinlikte Karikatür Sergisi Açıyor...

Bu yıl 4. Kez düzenlenecek olan, Basmane Kültür- Sanat ve Arkeoloji Günleri 15- 28 Ekim 2014 tarihlerinde gerçekleşecek. Etkinlik bu yıl uluslararası boyuta taşınıyor. 
Yüzlerce panelistin katılacağı, söyleşilerin yapılacağı, tiyatro ve sokak gösterilerinin olacağı, karikatür, fotoğraf ve resim sergilerinin açılacağı etkinliğin yoğun ilgi görmesi bekleniyor. İzmir’in turizm kenti olması yolundaki çabalara katkı koyacağı düşünülüyor. Etkinlik programı önümüzdeki günlerde açıklanacak.
İzmir Karikatürcüler Platformu (İZKAR), Uluslararası Basmane Günlerinde “Çevre” konulu sergi ile yer alıyor. 27 İzmirli çizerin, 35 karikatürünün yer aldığı bu sergiyi, günde yüzlerce kişini gezdiği, aynı zamanda metro istasyonu olan,Tarihi Basmane Garında, sanatseverlerin beğenisine sunacak.
Karma sergide eserleri bulunan İzmirli Çizerler: Ayten Köse, Bayram Bağcı, Birol Çün, Cem Çevikayak, Cemalettin Güzeloğlu, Deniz Dokgöz, Eray Özbek, Ercan Baysal, Faruk Soyarat, Halit Şekerci, Hüseyin Alparslan, Levent Dağaşan, Lütfü Çakın, Mehmet Aslan, Mehmet Tevlim, Mete Erden, Murat Arslan, Murteza Albayrak, Mustafa Yıldız, Necat Yalçın, Ömer Çam, Özhan Mercan, Saadet Demir Yalçın, Sabri Ergüder, Sadık Pala, Sezer Odabaşıoğlu, Turan İyigün.

1 Ağustos 2014 Cuma

My Stone Painting... Taş Boyamalarım...

Taş deyip geçmeyin. İnanılmaz keyifli ve yaratıcılığı arttıran, insanı dinlendiren taş boyamaları herkese tavsiye ederim... :))