Visitors

http://www.geovisites.com/pt/directory/artes_artes-plasticas.php https://tr.wikipedia.org/wiki/Saadet_Demir_Yal%C3%A7%C4%B1n

6 Temmuz 2014 Pazar

Aziz Nesin (20 Aralık 1915 - 6 Temmuz 1995)

Aziz Nesin, 2 Temmuz 1993'de Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak üzere Sivas'a gitti. 37 kişinin yaşamını yitirdiği Madımak Oteli katliamından sağ kurtuldu. Yazar, söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı’da, (Sivas Katliamı'nın 2. yıldönümünden 3 gün sonra) 5 Temmuz'u 6 Temmuz'a bağlayan gece sabaha karşı geçirdiği kalp kriziyle hayatını kaybetti. 7 Temmuz 1995'de vasiyeti gereği hiçbir tören yapılmaksızın ve yeri belli olmayacak şekilde Çatalca'daki Nesin Vakfı'nın bahçesine gömüldü.
Ankara Uluslararası Film Festivali çerçevesinde verilen özel ödüllerin arasında "Aziz Nesin Emek Ödülü" verilmektedir.

Amazing Wall Art!.. por Mad C, Alemanha...


5 Temmuz 2014 Cumartesi

Hope?


Uzakta Bir Başına Bir Anne...

Geçtiği yollar yabancı gibi hüzün aşılıyordu yüreğine... Anlamsızca yerdeki küçük çakıl taşlarına bakarak yürüyordu. İçinden çıktığı savaşın izlerini yüzünde hissediyordu, her dakikası bir çizgi olmuştu... Gözleri eskisi kadar içten bakmıyor gibiydi, hiç pırıl pırıl olmamışlarcasına buğuluydular...
 Yol boyunca uzayan kır çiçekleri yaz sıcağıyla sararıp, kuru ot dallarına dönüşmüş, yolun tozuyla renkleri iyiden iyiye solmuştu... Bu kuru otlar gibiydi sanki yüreği... Birisi eline alıp ovalasa binlerce parçaya bölünüp rüzgarda savrulup gidebilirdi... O nereye gittiği belli olmayan kuru yapraklar, kuru otlar gibi sonsuzluğa savrulmak, yitip gitmek acıları unutturur muydu? Ya şimdi yabancı olmuş o gülüşün sıcaklığını yeniden içinde hissetirebilir miydi? Kestiremiyordu hiçbir şeyi... Düşünmek için bile acısını unutmak istiyordu, unutamayınca düşünemiyordu... Bunlardan kurtulmak adına geldiği bu küçük köy, ruhunu tam anlamıyla saramamıştı henüz... Yeşil ağaçlar, kuytu köşelere sinmiş mis kokulu çiçekler, rüzgarın esintisine kokusunu bırakmış olsalarda duymuyordu, hissetmiyordu... Bir yangın yerinin sıcaklığı vardı içinde kavurucu... Derinlerde kalmış bir su damlası ortaya çıksa söndürecek gibiydi ama çıkmıyordu, o damla da kurumuştu biryerlerde buhar olup uçmuştu... Yaz yağmurlarının kuru toprağa düşmesi gibi bir serinlik hissetmeyi bekledi olmuyordu sadece yüreğindeki yangını biliyordu...
Neden sonra büyük şehirde yalnız bırakıp kaderine terk ettiği yaşlı annesi aklına düştü. Ne yapar, ne eder aylarca ne düşünmüş ne de sormuştu bir kere olsun. İçini kavuran ateşin nedenini bulmuştu en sonunda... Aşk acısı, parasızlık, moralsizlik, sıkıntı hepsi gelir geçerdi ama sayılı günleri kalmış annesini kaybetme ihtimalinin sarsıntısı hepsinden büyük olurdu. Geç kalma telaşıyla toparlandı, içindeki derin endişenin ağırlığı ile gözlerinden kalbine inen yaşların yüreğindeki ateşi aldığını, bir nebze huzur bulduğunu duyumsadı. Annesini düşünmek bile pek çok derdine derman olmuştu...



Ne Olacak Bu Memleketin Hali?

Kaldırım kenarına ilişmiş, iftar saatini bekleyen iki yaşlı komşu sohbet ediyorlardı. Bir tanesi diğerine dönerek, kaygılı bir ses tonuyla "Kız Nuran ne olacak bu memleketin hali? Hadi biz geldik, geçiyoruz da bizden sonrakiler ne yapacak bu gidişatla. Baksana ne bet kaldı ne de bereket!" diye hayıflandı. Nuran, iftara pişirmek üzere önündeki küçük leğendeki börülceleri ayıklamakla meşguldu. "Ne bileyim ilahi Fatma abla. Ben bu börülceyi iftara yetiştirmenin telaşındayım. Bilirsin bizimkinin orucu başına vurur. Canımdan bezdirir Ramazan boyunca" diyerek dert yandı. Fatma nine, sadece önündeki börülceyi ayıklama telaşına düşmüş olan Nuran'ı süzdü ve ağzından şu sözler döküldü yavaş yavaş oturduğu yerden doğrulurken: "Kız Nuran, ne olacak bu senin adamın hali? Algı bilmez, vergi bilmez. Dünya yansa ısıtmak için sırtını döner. Biz ölmüşüz de ağlayanamız yok. Haydi size hayırlı iftarlar!.."

Çay Üzerine...

Gün batımlarının kızıl rengine eştir o güzelim demli çayın dumanı üstünde lezzeti. Yorgunluk alır, huzur verir... Günün her saatinde yalnıza, üretene, yorulmuşa, sanatçıya, işçiye, emekçiye, karnını doyurana, dinlenmeye çekilene, keyif duyumsamak isteyenlere, uykusu açılmamışlara, susamışlara yoldaştır... Yazları bağımızın o güzelim yemyeşil asmaları, sarı turuncu sultani üzümleri arasında kaybolurken çocukluğumda, akşam serinliğinde buz gibi kuyu suyu ile yıkanmış sergi yerinde, fesleğen kokuları arasında, gün batımı eşliğinde yudumladığımız o güzelim çayları, yanına annemin ocakta, kapanç fırınında yaptığı leziz çörekleri unutmak mümkün mü?.. Ya annemle babamın çaylarını her yudumlayışlarında bağımıza doğru şöyle bir bakış atıp "Bu bağın havası, suyu, hele ki çayı hiçbir şeyde yok" derken ki huzurlarını... Ne annem, ne babam ne de o güzelim bağımız artık olmasa da yaşamımda onlardan bana en güzel yadigar oldu çay ve çayın eşsiz buğusu üstünde lezzet türküsü...

4 Temmuz 2014 Cuma

Soma Maden Faciasının Ardından İlçede Neler Yaşanıyor?

SOMA MADEN FACİASININ ARDINDAN İLÇEDE NELER YAŞANIYOR?
Geçen günlerde gazeteci sevgili Yaşar Gürsoy’un, gazeteci Levent Öztürk’ün Soma’daki izlenimlerine yer veren bir paylaşımını, daha geniş çevrelere de ulaşabilmesi açısından kendi sayfamda paylaştım ve bu konudaki hassasiyetimizin halen devam ettiğini görmek umut verici oldu. Soma’daki maden faciasının ardından gözlemlerini aktaran gazeteci Levent Öztürk, bu konuyla ilgili kendisinden daha detaylı bilgi alabilme isteğimi kırmayarak gerçekten de çarpıcı bilgiler verdi. Soma maden faciasının ve ülkemizin yaşadığı tüm acılara duyarsız kalmamak, acıları sadece sosyal medya üzerinde sıcağı sıcağına yaşayıp unutmamak ve felaketin merkezindeki insanlarımızı acılarıyla baş başa bırakmamak adına bu önemli noktayı sevgili Levent Öztürk’ün aktarımlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. Felaketlerin ardından yaşanılan ve görmezden gelinen travmaların önüne geçilebilmesi için toplum olarak yapabileceğimiz çok şeyler var. Bu vesile ile Soma’daki şimdiki durumu bizlere aktaran gazeteci Levent Öztürk’e, gazeteci Yaşar Gürsoy’a çok teşekkür ediyorum.

Gazeteci Levent Öztürk’ün Soma’dan aktarımları ve maden faciasının sonrasında yapılabilecekler üzerine görüşleri şöyle:
“Öncelikle gösterdiğiniz duyarlılık için sonsuz teşekkürler, ben uzun yıllarını savaş ve afet bölgeleriyle bu tür trajedilerin yaşandığı bölgelerde geçirdim. Soma'da yaşanan facia sırasında TRTTÜRK Kudüs temsilcisi olarak çalışıyordum. Geçtiğimiz ay başında BM ile çalışan bir yardım organizasyonunun teklifiyle meslekten ayrıldım, zaten maalesef mesleğin içinde bulunduğu durum benim habercilik anlayışımın ve çizgilerimin çoktan dışına çıkmış durumda...

Öncelikle bu konuyu spekülatif ve sadece haber malzemesi olarak kullanılacak bir konu olması dışında sosyal anlamda yaşanan bir travma ve geleneksel aile yapısının ve kültürün getirdiği bir konu olarak bununla profesyonel olarak ilgilenecek kurumların yada STK'ların ele alması gereken bir vaka olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ben bölgeye Uluslararası Yardım Organizasyonumuzun 190'ı şehit madenci 160'ı ise ihtiyaç sahibi olan madenci ailelerine Ramazan öncesi gıda paketleri dağıtımı için gittim. Bu sırada ailelerle görüşürken paylaştığım bu olay bana aktarıldı. Elbette bu küçük şehirde ağızdan ağıza dolanan ancak çok da dillendirilmeyen bir konuydu. Bu dramı yaşayan madenci eşi henüz bir kaç aylık evli ve çocuğu yok. Şimdi başka bir eve taşındı ve ölen eşinin babası onun hakkı olan ölüm aylığı vb hakları elinden almaya çalışıyor gelen yardımlar eşe değil durumdan habersiz olan yardım kurumları tarafından kayınpedere ve ölen eşin kardeşlerine sunuluyor. Kaymakamlıkta makamda yapacağımız projelerle ilgili bilgi verirken de bir başka ölen madencinin iki kardeşinin kaymakama serzenişine şahit oldum. Öfkeli bir biçimde “Neden o alıyor yardımları?!” diye ölen madenci kardeşlerinin eşi için serzenişte bulunuyorlardı. Eminim bir çok ailede benzer bir tablo mevcut, düşünsenize geleneksel aile yapısı içinde kocasını kaybeden ve kocasının ailesiyle yaşamak zorunda kalan bir kadın bir eş, muhtemelen bir çok ailede eşler kaybettikleri kocalarının acısı dışında birde böylesi bir baskıyla karşı karşıya. İnanın önümüzdeki dönemde aile içi kavgalarda öldürülen yada ağır şiddete maruz kalan dul eşlerin hikayeleri çıkacak karşımıza…

Kentte korkunç bir psikolojik travma yaşanıyor aslında. Gizliden gizliye nelerin yaşandığını bilmediğimiz ama ailelerin üzerinde ciddi bir sıkıntı yaşatan bir travma bu. Aslında 17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri ardından da yaşandı bu tür ağır travmalar ama o dönemde bu konuda bir çalışma yapabilecek etkin STK’lar yada sağlık kuruluşları mevcut değildi. Soma herkesin gönlünde şimdi ama asıl önemli olan başka bir şey var, bu yıkım ardından işi politik ya da benzeri malzemelerle kullanmak yerine, ailelerle birebir görüşerek gerçek sorunlarını ve yaşadıkları travmanın kötü sonuçlarını gidermek için bir şeylerin yapılması. Bende bu bayanın isim bilgileri mevcut ama bunu paylaşmayı şimdilik uygun görmüyorum zira zaten korkusundan fazla dile getirmek istemiyor. Yine de bu konuda nasıl bir yol haritası çizilmesi gerekiyorsa uzman Psikologlar vb desteği ya da sizin önereceğiniz bir şekilde bir şeyler yapılmalı, ben de elbette destek veririm.

Diğer iddialara gelince bu tür olaylarda elbette bu iddialar her zaman olur. Ama işin kötüsü bu iddiaları denetleyecek ya da ele alacak bağımsız bir organ yok. Medya ise sadece spekülatif bir yaklaşıma sahip, bu durumda bu iddialar doğru da olsa yönü değişebilir. Durum bu gördüğüm kadarıyla en azından…

Saygılarımla,
Levent Öztürk”
...........................
Saadet Demir Yalçın 4 Temmuz 2014


3 Temmuz 2014 Perşembe

Kemal Sunal...

Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür, o halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür... Özetle harcanıp gidiyor ömür dediğin... 
Kemal Sunal (11 Kasım 1944 - 3 Temmuz 2000)

2 Temmuz 2014 Çarşamba

1995 Yılı Asaf Koçak Karikatür Yarışması Albümünden, Karikatür: Atila Özer


Mızıkasıyla Asaf Koçak...

Ve merdivenlerden gülümseyerek yukarı çıkar Asaf Koçak. 
Çantasını emanet ettiği arkadaşlarına sorar: "-Benim çantam kimde kızlar?" 
Çanta Zerrin Taşpınar'dadır. Çantasını alır ve içinden mızıkasını çıkarır. Gülümsemeye devam eder ve gayet sıcak içli bir duyguyla Goran Bregoviç'in Çingeneler Zamanı filmiyle tüm dünyaya yaydığı Ederlezi'yi çalar mızıkasıyla...
O ses sonsuzlukta yankılanıp durur hâlâ!..

...


2 Temmuz 1993'te Sivas'ta yakılarak katledilen karikatürist Asaf Koçak çizgisiyle...


2 Temmuz SİVAS KATLİAMI ve hüzün dolu bir onur ödülü...

Karikatürcüler Derneği'nin 2 Temmuz Sivas katliamında yaşamını yitiren karikatürist Asaf Koçak anısına düzenlediği Karikatür Yarısması’nda büyük ödülü alan Necati Abacı'yla ödül üzerine konuştuk:

-Sivas katliamı'nda yitirdiğimiz Asaf Koçak anısına düzenlenmiş bir yarışmada birincilik aldınız. Neler hissediyorsunuz?

-Yaşıtım, meslektaşım, can arkadaşım ve onu yitirişimiz, onun adını yaşatan yarışmada ödül almak. Ne olabilir? Olsa olsa hüzün dolu bir onurdur hissettiklerim. Karanlık yobazlar onu öldürdüler. Yok ettiklerini sandılar. Ama yaşıyor işte. Onun ardından onlarca karikatürcü onu yaşatmak için çizdiler, çizecekler. Bende onlardan biriyim yalnızca.

- Karikatürünüz çok şey söylüyor aslında. Umutsuzluk taşıyor belki...Bu nasıl bir kısır döngü ?

-Karikatürümün umutsuzluk taşıdığını pek sanmıyorum. Yaşanılanlardır çizdiğim. Doğal olarak bir hüzün var yaşadıklarımızda ama umutsuzluk değil. Hüznün de toplumsal muhalefet gücünü yok edeceğini pek sanmıyorum. Yoksa karikatürümde çizdiğim sadece öndeki figür olurdu.

- Bir sanatçı olarak ülkenin geleceğini, anti demokratik hareketleri, faili meçhulleri, kayıpları, kıyımları nasıl değerlendiriyorsunuz ?

-Hiçbir zaman kendimi bir sanatçı olarak düşünmedim. Ama Sivas olayından sonra kendimi bir sanatçı olarak görmeye başladım. Çünkü ben orada yanan 37 sanatçı aydının yüreğini taşıyorum. Bir yazarımızın dediği gibi, onların küllerinden yeni yazarlar, yeni şairler, yeni sanatçılar doğdu. Ben de onlardan biriyim artık. 1950'lerden beri sanata, sanatçıya, aydına yapılan baskı bir tek iktidarları ilgilendirmedi. iktidarlar düşünsel anlamda karşılarında olan toplumsal muhalefeti susturmak için hep çaba sarf etti. Dini sömürü aracı yapanlar sonunda kendi partilerini yarattılar. Üstelik iktidara aday olan partinin Adalet Bakanı, "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak" diyen 2 Temmuz sanıklarının avukatlığına bile soyundu. Sonunda Atatürk Cumhuriyetinde Atatürk karşıtı iktidarlar oluştu. Onlarda faili meçhul cinayetlerle, kayıplarla iktidarsız iktidarlar kurdular. Tüm bunlara rağmen umutsuzluk taşımıyorum. Ama hüzün. O var işte...

Gül Abus Semerci / 6 Temmuz 1996/Siyah Beyaz
(Cevat Özer arşivinden...)


Davası zaman aşımına uğratılmış, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamını unutma, unutturma!


1 Temmuz 2014 Salı

Asaf Koçak Anısına...

2 Temmuz 1993'te Sivas'ta katledilen karikatürist Asaf Koçak anısına 1995 yılında Karikatürcüler Derneği tarafından düzenlenen karikatür yarışması albümünden...
"Asaf Koçak'ın çizgi kulvarı...
Çizgili bir kulvar... Aklın, zekanın, yaratıcılığın, sanatın kulvarı...
Bir güzel insan Asaf Koçak, bu kulvarda yarışıyor, 2000'li yıllara doğru koşuyor. Çizgi olup koşuyor, renk renk koşuyor...
Çizgileri, renkleri, akıl, zeka ve mizahla yoğurup aydınlığa, uygarlığa, insan haklarına, barışa doğru yönlendiriyor. Buraya kadar ne güzel değil mi?
Sivas'ta, Madımak Oteli önündeyiz. Karanlığın, cehaletin, ilkelliğin, vahşetin temsilcileri O'nun yolunu kesiyorlar. 37 çok değerli insanımızla birlikte diri diri yakıyorlar. Böylesine barbarlığa seyirci kalanlar, ilgisiz kalanlar, umursamayalar daha mı az suçlu? Daha mı az acımasız?
Madımak Oteli'nden yükselen alevlerin kara islerine bulanmış, kara yaratıklar aramızda dolaşıyorlar!..
Toplumumuz için ne büyük bir utanç... / Turhan Selçuk"

Karikatür: Semih Poroy

2 Temmuz Sivas'ı unutma, unutturma!..

Hoşgörü dinine mensuplar, bir Cuma namazı çıkışında, ibadetlerinin ardından yaktılar insanları, tekbir getirerek... O görüntüler hâlâ belleklerimizde ve hiç unutulmayacak. Aslında yaktıkları tahammül edemedikleri aydınlık, sanat, şarkı, türkü, şiir ve çizgilerdi. 12 yaşındaki bir çocuğu bile yakmanın ne gibi mantıklı ve geçerli bir açıklaması olabilir? 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı tarihimizin en kara lekelerinden biri olarak kalacak ve bu utancı asla temizleyemeyeceğiz!..

Türküler Yanmaz!..


30 Haziran 2014 Pazartesi

Zaman Aşımı!..

Acıların, yıkımların ve onların sorumlularına verilmesi gereken cezaların zaman aşımı olmaz, olmamalı!..

2 Temmuz Sivas Katliamı...

2 Temmuz Sivas katliamını, yobazları, yakılanları unutma, unutturma!..
The Sivas massacre (Turkish: Sivas Katliamı, Madımak Katliamı) refers to the events of July 2, 1993 which resulted in the deaths of 37 people, mostly Alevi intellectuals, and two hotel employees. Two people from the mob also died. The victims, who had gathered for a cultural festival in Sivas, Turkey, were killed when a mob of radical Islamists set fire to the hotel where the group had assembled.
The attack took place not long after traditional Friday prayers, when the mob broke through police barricades to surround the Otel Madımak, where artists, writers and musicians had gathered to celebrate 16th century Alevi poet Pir Sultan Abdal. Reportedly angered by the presence of Aziz Nesin, a writer who had translated and published extracts from Salman Rushdie's The Satanic Verses, the enraged fundamentalists surrounded the hotel, shouting "Death to the infidel!" and threatening the assembled artists with lynching. The hotel was set alight, and the fire claimed 35 lives, including those of musicians, poets, tourists and hotel staff, while assembled police did nothing to intervene. Aziz Nesin was able to escape only because attackers initially failed to recognize him. According to reports, when rescuers eventually realized his identity, he was beaten by firemen while a city councilman, Cafer Erçakmak, from the Welfare Party shouted, "This is the devil we should have really killed".

Ne Yapmalı?..

Belki de yaratıcılığımızı yeniden ortaya çıkarmanın zamanı çoktan gelmiştir de geçiyordur bile! Denemeye değer...

27 Haziran 2014 Cuma

Şişecam Grevi Bakanlar Kurulu Kararıyla 60 Gün Ertelendi...

Resmi Gazete'de bugün yayınlanan 2014/6524 sayılı Bakanlar Kurulu kararında, "Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Anonim Şirketine bağlı işyerlerinde Kristal-İş Sendikası tarafından uygulanmakta olan grevin, genel sağlığı ve millî güvenliği bozucu nitelikte görüldüğünden 60 gün süreyle ertelenmesi; 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 25/6/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır" ifadelerine yer verildi. Kristal İş Sendikası'nın kararıyla 20 Haziran tarihinden bu yana, 10 fabrikada 5 bin 800 işçi grevde buluyordu. Kristal-İş sendikası Şişecam'dan yüzde 23.12 ücret artışı istiyor. Şişecam ise enflasyon oranının üzerinde yüzde 11.79 zam yapabileceğini belirtiyor. Aradaki fark yüzde 11.33.

26 Haziran 2014 Perşembe

5800 Şişecam işçisi 6 gündür grevde...

Keyifle çay içtiğimiz ince belli bardakları da üreten 5800 Şişecam işçisi 6 gündür grevde. Kristal-İş Sendikası Genel Başkanı Bilal Çetintaş, Şişecam işçilerinin greve çıkmasına ilişkin, "Mevcut saat ücretimiz ortalama 9 lira 24 kuruştur. Greve çıkarken istediğimiz zam 1 lira 85 kuruştu ama işverenin de verdiği 0,93 kuruş. Konuşulacak bir konu olmadığı için masadan ayrıldık. İşveren, bizim 1 lira 85 kuruş talebimizi kabul edene kadar da grevimiz devam edecek" dedi.
Yani bir bardak çay parası kadar bile zammı haketmiyor mu bu işçilerimiz?!..

Magnet Baskı Karikatürler...

Magnet baskı sayesinde buzdolabımın üzerinde karikatürlerimden ve bana iletilen bazı karikatürlerden oluşan bu küçük karikatür sergisi tadında süsler iyi bir fikir oldu. Her dolabı açtığımda karikatürlerle karşılaşmak gerçekten de çok keyifli, sayıyı çoğaltmakta yarar var... :))

Köy Enstitüleri'nin kurucusu, kuramcısı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç ölümünün 54.yılında, 28 Haziran 2014 Cumartesi günü Ankara'da anılacak...


25 Haziran 2014 Çarşamba

Ramazan Ayı Yaklaşırken...

11 ayın sultanı Ramazan ayı yaklaşıyor. Eskiden annelerimiz, ninelerimiz mahalledeki komşularımızla birlik olup bahçesi müsait olan bir büyüğümüzün evinde toplanır Ramazan için yufkalar açıp, pişirirlerdi. Mis kokular yayan o ocağın etrafında acıkıp dört dönen çocuklara birer peynirli, tereyağlı gözleme yapıp ellerine tutuştururlardı. Durumu olmayanlara da herkes elindekinden katkıda bulunur, oruç tutarken mağdur olmaması için mutfağındakileri paylaşırlardı. İftar davetleri verilir, sahurda yemeleri için açılan böreklerden birer tabak yaşlı komşulara da iletilirdi yanında üzüm hoşafıyla birlikte. Sofrada ne varsa onlar paylaşılır, kimse yoksulluğundan, yokluğundan ve fakir sofrasından utanmazdı. Günümüzde pırıltılı sofraların, eğlencelerin, dibine vurmuşlukların paylaşıldığı sosyal medya kadar göstermelik değildi ilişkiler. Ramazan ayını bu nedenle önemsiyorum. Geçmişte ruhuma kattığı güzellikler, öğrettiği paylaşım duygusu ve ibadetini gerçekten olması gerektiği ölçülerde ve tertemiz yapan büyüklerim hatırına...
(Görsel: Hacer Kaya Uludağ)

Şair Ceketli Çocuk, Kazım...


22 Haziran 2014 Pazar

Soma Dayanışması...

Bazı acılar vardır ki, derin izler bırakır. Yıkımlarda, felaketlerde acılardan en çok etkilenenler hiç şüphesiz ki çocuklardır. Çocukların o yıkımlarda yaşadıkları travmaları atlatabilmesi için desteğe ve ilgiye olan ihtiyaçları yadsınamaz. Bu güzel yaz günlerinde, Soma'da yaşamını yitirmiş madencilerimizin çocuklarına küçük de olsa bir derman olabilmek adına (ve de zamanınız varsa) vereceğiniz küçücük bir destek gerçek dayanışmanın ne demek olduğunu birkez daha gösterecek ve çocuklarımıza umudu aşılayacaktır...

Şişecam işçileri grevde, Sefer Selvi'den...


21 Haziran 2014 Cumartesi

Soma Mitingi...

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şubesi'nden İş cinayetlerine, 
özelleştirmeye, talana, soyguna karşı kamulaştırma mitingi.
22 Haziran 2014 Pazar, Saat: 12.00 - Soma

20 Haziran 2014 Cuma

Çizerken...


Sinop'taki Nükleere Karşı Uluslararası Karikatür Sergisi'nden...


Kediyle Pazarlık...

Dışarıda durup durup sağanak yağmur bırakan, bunaltıcı bir hava...
İçeride nereye koşacağını bilemeyen bir yaramaz kedi...
Yağmurda kitap okumak güzel olur diye okumaya niyetlendiğim anlar...
Ve, kediciğin "Ya ben ya kitapların! Oynamak istiyorum!" diyerek tepeme çıktığı an...
"Tamam" dedim "Pes! Başımın-gözümün üstünde yerin var ama kitaplarıma dokunma!"... ;))

19 Haziran 2014 Perşembe

Şırnak "Ölüm Kuyularında" son 15 günde 5 ölüm...

Şırnak‘ta bulunan, ruhsat uhdesi Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu‘na (TKİ) ait olan ve İl Özel İdaresi tarafından kapatılan kömür ocaklarında kaçak olarak yapılan üretim çalışmaları sonucunda, 04 Haziran 2014 tarihinde 1 işçi, 11 Haziran 2014 tarihinde 3 işçi ve 18 Haziran 2014 tarihinde 1 işçi olmak üzere 15 günde toplam 5 işçi yaşamını yitirdi.
Kaçak çalıştırılıyorlar
TMMOB Maden Mühendisleri Odası bugün yaptığı açıklamada "Söz konusu sahadaki ocaklar, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği nedeniyle 6 ay önce ilgili Bakanlıklar tarafından kapatılmıştır. Ancak köylerin boşaltılması, bölgede yaşanan yoğun işsizlik ve yoksulluk nedeniyle, yöredeki gençler çok düşük ücretler karşılığında ilkel koşullarda yerin metrelerce altında çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Kaçak olarak adlandırılan fakat herkesin bilgisi dahilinde olan ölüm kuyularında hiç bir sosyal güvencesi olmayan gençlerimiz bile bile ölüme gönderilmektedir. 3213 sayılı Maden Kanunu‘nun 10 nci maddesi gereğince ruhsatı olmadan veya başkasına ait ruhsat alanı içerisinde üretim yapıldığının tespiti halinde faaliyetlerin durdurulması, üretilen madene mülki idare tarafından el konulması ve idari para cezası öngörülmektedir. Yine aynı Kanunun 10 uncu maddesi gereğince faaliyeti durdurulan sahalarda üretim faaliyetinde bulunulması, haksız yere hak iktisabı olarak değerlendirilmektedir. Bu fiiller aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında da suç sayılmaktadır" dedi. Açıklamada kapatılan kömür ocakları ve can kayıpları için şu vurgu yapıldı; "Maden Kanunu hükümlerini yürütmek ile yükümlü bulunan Bakanlar Kurulu‘nun, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı‘nın, Maden İşleri Genel Müdürlüğü‘nün aynı zamanda, mülki idare birimlerinin, kapatılmış olan bu ocaklarda kaçak kömür üretimine bir an evvel engel olmaları ve ruhsat sahasında gerekli önlemlerin alınmasını sağlayarak, can kayıplarının önüne geçmeleri gerekmektedir". MMO hükümeti uyararak şöyle devam etti: "Aksi takdirde kanuni görevlerini yerine getirmeyen, yetkililerin cezai sorumlulukları doğacaktır.Sürekli olarak söyledik ve bir kez daha yetkilileri görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyor ve yeter artık ölümleri durdurun diyoruz."
http://birgun.net/haber/sirnak-olum-kuyularinda-son-15-gunde-5-olum-15819.html

Stop Doodling By Jitet Koestana - Indonesia


Sinop Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi 12. Ulusal Karikatür Yarışması

SİNOP VALİLİĞİ
İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
SİNOP DR.RIZA NUR İL HALK KÜTÜPHANESİ MÜDÜRLÜĞÜ
12. ULUSAL KARİKATÜR YARIŞMASI

KONU : “BİR KİTAP, BİN UMUT”
1- Yarışmaya amatör ve profesyonel bütün karikatüristler katılabilir.
2- Yarışma 18 yaş ve üzeri yetişkinler, 18 yaş altı genç çizerler olmak üzere 2 kategoride yapılacaktır.
3- Karikatürler A4 (21x 29,7) ebadından küçük, A3 (29,7 x 42) ebadından büyük olmamalıdır.
4- Her katılımcı en fazla üç eserle yarışmaya katılabilir. (Üçten fazla gönderilen çalışmalar değerlendirmeye alınmayacaktır.)
5- Yarışmaya gönderilen karikatürler daha önce yayımlanmış olabilir ancak herhangi bir yarışmada ödül almamış olmalıdır.
6- Bilgisayarda üretilmiş çalışmalar “ıslak imzalı” olmak koşuluyla kabul edilecektir.
7- Karikatürler en geç 10 Eylül 2014 Çarşamba günü mesai saati bitimine kadar; “SİNOP DR. RIZA NUR İL HALK KÜTÜPHANESİ, 12. ULUSAL KARİKATÜR YARIŞMASI, 57000-SİNOP, (Telefon: 0-368-261 15 35/260 51 82) adresine ulaştırılmış olmalıdır. (Postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır.)
8- Ödül töreni ve sergi açılışı Sinop’ta yapılacaktır. Her iki kategoride yalnızca “Büyük Ödül”ü kazanan karikatüristlerin yol ve konaklama masrafları karşılanacaktır. Diğer ödül kazanan çizerlerin ödülleri adreslerine gönderilecektir.
9- Yarışmaya katılacak karikatürler iade edilmeyecek, çeşitli yayın ve etkinliklerde değerlendirilecektir. Katılımcı, herhangi bir telif hakkı veya ücret talep etmeyecektir.
10- Yarışmaya gönderilen karikatürlerin arkasına her katılımcı adını, soyadını, adres ve telefonunu yazmalıdır.18 yaş altı katılımcılar ise ayrıca doğum tarihlerini de belirteceklerdir.
11- Yarışmaya katılan karikatüristler tüm koşulları kabul etmiş sayılırlar. 18 yaşından küçük katılımcıların kazandığı para ödülü veli/vasilerine verilir.
12- Yarışma Sinop Valiliği, bazı kurum ve meslekî kuruluşların maddî katkılarıyla gerçekleştirilecektir.

ÖDÜLLER :
YETİŞKİNLER: BÜYÜK ÖDÜL. 1000 TL., 3 KİŞİYE BAŞARI ÖDÜLÜ ; SİNOP’A ÖZGÜ KOTRA
18 YAŞ ALTI : BÜYÜK ÖDÜL. 500 TL., 3 KİŞİYE BAŞARI ÖDÜLÜ ; SİNOP’A ÖZGÜ KOTRA

SEÇİCİ KURUL : Hikmet TOSUN - İl Kültür ve Turizm Müdürü
Selçuk YÜKSEL - Kütüphane Müdürü
Aşkın AYRANCIOĞLU - Karikatürist
E. Yaşar BABALIK - Karikatürist
İsmail KAR - Karikatürist
Saadet Demir YALÇIN -Karikatürist
Seyit SAATÇI - Karikatürist
Murat ÖZGEN - Sinop Bilim ve Sanat Merkezi Sanat E. Bölüm Başkanı
YARIŞMA TAKVİMİ
Son Katılım Tarihi: 10 Eylül 2014
Değerlendirme Tarihi: 13 Eylül 2014
Sonuç Bildirimi : 15 Eylül 2014
Sergi Açılışı ve Ödül Töreni : (Kütüphane Müdürlüğünce ilan edilecektir.) 


14 Haziran 2014 Cumartesi

Sefer Selvi'den...


By Marian Kamensky...


15-16 Haziran İşçi Direnişi Üzerine...

Kocaeli ve İstanbul'da ayaklanan işçilerin hak, ekmek ve adalet için sokağa dökülüşünün üzerinden 44 yıl geçti...
15-16 Haziran, farklı konfederasyonlara bağlı sendikalarda örgütlü, çeşitli iş kollarında çalışan ve farklı illerdeki işçilerin, ücret dışı haklar için ortaklaşa ilk eylemi olması açısından, Türkiye işçi sınıfı ve sendikacılık hareketi içinde özel bir yere sahip... 1970 yılının 15-16 Haziran günleri Kocaeli'de, Türkiye işçi sınıfı tarihinde o güne kadar örneği ve benzeri görülmemiş bir eylem süreci yaşandı. 1968-1970 döneminde gelişen olaylar, tek tek işyerleriyle sınırlı kalmışken ilk kez 15-16 Haziran'da çeşitli iş kolları ve illerdeki 100 bin dolayında işçi, işyeri sorunlarını aşarak ortak bir eylem gerçekleştirdi.
SYKP Kocaeli İl Örgütü, yaptığı yazılı açıklamada: "15-16 Haziran 1970'de 'sendikasızlaştırmaya' karşı başlayan ve 2 gün süren büyük işçi eyleminin yıldönümünde alanlardayız. Her gün bir iş cinayetinin gerçekleştiği, Soma'da 301 işçinin hayatını kaybettiği, yeni torba yasa ile taşeronlaşmanın yaygınlaşacağı, her gün bir fabrikada işçilerin direnişe başladığı, özelleştirmeye karşı Yatağan işçilerinin direnişe geçtiği bu dönemde 15-16 Haziran İşçi Direnişi'ni anlamak, daha büyük bir önem kazanıyor. İşçi sınıfının direndiğinde nasıl kazandığını, örgütlenmenin önemini bir kere daha hatırlatmak için 15-16 Haziran İşçi Direnişi için sokaklardayız. 14 Haziran Cumartesi günü 20.00 - 22.00 saatleri arasında İzmit Cumhuriyet Parkı'nda belgesel gösterimimiz olacak. 15 Haziran Pazar günü ise 15.00 - 17.00 saatleri arasında İzmit Belediye İş Hanı önünde fotoğraf sergimiz olacak. Tüm emekçileri bekliyoruz" ifadeleri ile işçileri yapacakları etkinliğe davet etti.

13 Haziran 2014 Cuma

Nükleere Hayır!..

Sinop'ta açılacak olan "Nükleere Hayır" Karikatür Sergisi için hazırlamış olduğum çalışma...

Soma'da karne günü...

Soma'daki maden faciasında yaşamını yitiren madencilerin çocukları bir aydır babasız... Ve onlar bugün aldıkları karnelerini, başarı ve takdir belgelerini babalarının mezarına götürdüler, buruk da olsa karne sevinci yaşayamadan ve gelecekte başarılı birer insan olacaklarını babalarının asla göremeyeceğini bilmenin derin sızısıyla... İyi tatiller sevgili çocuklar ve hepinize helal olsun bunca direngenlik gösterebildiğiniz için, kalbimiz sizinle...

Brezilya'da dünya kupasını protesto için halk tarafından başlatılan, Sao Paulo'daki ayaklanma ve gösterilerden kareler!..


Ve haftalık soL... Cumartesi meydanlarda...

soL gazetesi mali imkansızlıklar sebebiyle 4 Haziran'da günlük yayınına son vermiş ve haftalık olarak yoluna devam edeceğini duyurmuştu. Ve işte haftalık soL'un ilk sayısı, Cumartesi meydanlarda, 2. haftadan itibaren bayilerde de olacak...


12 Haziran 2014 Perşembe

Brezilya'da başlayan 2014 FIFA Dünya Kupası ve Öldürülen Sokak Çocukları Üzerine...


Brezilya - Hırvatistan maçı ile 2014 FIFA Dünya Kupası başladı... 
Dünya Kupası için, ülkede alınan "önlemlerden" bir tanesi de, "imaj bozan" sokak çocuklarının ortadan kaybedilmesiydi (katledilmesiydi) hatırlarsanız. Ve açılış maçında üç çocuğun elinden uçurulan, sözde dünya barışına katkı amacı güdülen barış güvercinleri bu kıyımla büyük bir tezat oluşturdu...
Özellikle sosyal medyada olağanüstü ilgi gören “The Price of the World Cup” adlı dökümanter filmin yaratıcısı Danimarkalı gazeteci Mikkel Keldorf, “Sokak çocuklarının Breziya'da öldürüldüğü tartışmasız bir vakıadır” dedi. Dünya Kupası maçlarının olduğu kentlerde sokak çocukları olarak adlandırılan insanların esrarengiz bir şekilde ortadan yok olduğunu söylüyor deneyimli gazeteci. “Bu haydutluğun tek bir nedeni var” diyor, o da, “Sokak çocuklarının dünya kupası imajına uymaması! Bundan dolayıdır ki, çocuklar gece yatarken kurşunlandı ve turistik bölgelerden kaçırıldı... " BM temsilcisi Manoel Torquato'nun Cenevre'de kamuoyu ile paylaştığı Fortaleza'daki sokak çocuklarının yok olmalarına ilişkin raporun tamamen gerçeği yansıttığını dile getiren M. Keldorf, kendisinin bölgede bizzat gerçekleştirdiği röportajlarla da bu bilgilerin tasdik edildiğinin altını özellikle çizerek, “benim kaynaklarıma güvenim tamdır” ifadesine yer veriyor.

Ahmet Erkanlı anısına...

26 Mart 2014 tarihinde yaşama veda eden karikatürist Ahmet Erkanlı anısına, arşivimden bir paylaşım...
(Karikatürk Aralık - 1997)

Karikatürk Temmuz - 1999...

Karikatürk Temmuz - 1999...
Bugün aramızda olmayan değerli usta çizerlerimizin de yer aldığı bülten sayfası, hoş bir anı... :))

Arşivimden...

Arşivimden... Şalom Uluslararası Karikatür Sergisi Albümü - 1997
From My Archive... Şalom International Exhibition Of Cartoon Catalog - 1997 / Cartoon By: Wim Hoogerdijk - Netherlands